ATAM RUHUN ŞAD OLSUN
17 Eylül 2026 Perşembe
1 Haziran 2026 Pazartesi
TESADÜFÜN BU KADARI
Büyük ecdadımız Halife Kızılayak hazretlerinin hücresini bayram temizliği için Dr. Sadık kardeşim ile birlikte açmıştık. İç hücresi ve dış kısmı ve aynı zamanda harem kısmını açtık ve tozunu aldık, güzelce temizledik.
Bayramda özellikle Türkistan çapında bir çok yaşulu ve ak
sakallar Kızılayak köyüne gelirler, bayramın ilk günü hücreyi ziyaret ederler. Hürmet
ile Kızılayak hazretlerinin hücresine girerek bayram tebriğine gelirler.
Bundan dolayı hücreyi bir gün öncesinden güzelce temizledik.
Bende büyük dedemin hücresinin harem kısmına geçtim orayı temizledim. Birde
baktım ki özel eşyalarının arasında bir metal ibrik dikkatimi çekti.
Daha önce de buraya gelmiştim. Hatta birkaç defa fotoğraf
bile çekmiştim. Ancak bu eşyaların
arasında benim dikkatimi çeken metal gücük ibrikti.
Bu ibrik ülkemiz işgal öncesinden benim haftalık harçlığımı
biriktirerek aldığım teneke ibrikti. Pazardan almıştım onu. Babam sabah
namazına giderken ben de ibrik ile abdest alır birlikte camiye giderdim. Her zaman namaz kılacağım zaman bununla abdest alırdım.
Baktım bu ibriğin buraya gelmesi mümkün değil. Üzerinden yıllar geçmişti. Bu topraklar ne badireler atlatmıştı. Biz ülkeyi terk ettik hicret etmiştik. Buradan ayrıldığımız nerdeyse 45 yıl olmuştu.
Bunca sene arasında bu ibriğin nasıl geldiği ve büyük dedemiz Halife Kızılayak hazretlerinin hücreyi saadetine nasıl geldiği ise bir muamma. Bu ibriği kimsenin almaması ve nasıl geldiği ise çok manidardı.
Halifelik için İrşad merasiminde Pirimiz bana sarık cübbe ve
birde asa vermişti. Ancak ibrik eksikti.
Benim irşad aldığım zaman birde ibriğin olması gerekmez miydi diye
aklımdan geçirmedik de değildi.
Ancak Halifelik irşadı aldıktan sonra bayram arifesinde
büyük ecdadımın hücreyi sadedini temizlemem ve burada bu ibriği görmem de bir
tesadüf olmasa gerekiyor.
Bazı olaylar vardır, bazı tesadüfler vardır insanı bir başka
aleme götürür. Bu ibrik olayı da, bir tesadüf müydü ya da başka bir mesaj mıydı
bilemedim.
Üzerinden yıllar geçsin, nice savaşlar yaşansın çok ilginç bir tesadüftü.
(H. Muhammet Osman Mahdum)
31 Mayıs 2026 Pazar
AKAN ARIK AKDİ YENE
Akan arık akdiy yene.
Kovum gardaş kadırdanlar,
Bakan dövlet bakdiy yene.
Eda edip babamıza,
Rahmet geldi obamıza.
Osman Haci ağamıza,
Halipa ad dakdi yene.
Açıldi gömili yollar.
Gelip piri ehli hallar.
Misk anberli güli lallar,
Damağıma yakdi yene.
Dillerimizin senasi,
Alıp pirler doğasi,
Babalarının çırasi,
Osman ağam yakdi yene.
Halifalar berdi ırşad.
Gamli gönüller boldi şad.
Osman ağam tutup binyad,
Biylin goşap çıkdiy yene.
Tutup ata babanın yolunu,
Kadır Allah açsın alınıyi.
Piri mürşid goşap bilini,
Teze nahal ekdi yene.
İl ulusun ihlas,
Er pirlerin hovvasi.
Babaların hasasyi,
Bul gün ala çıkdiy yene.
Kadir Allah rahmini salıp,
Babalarının ornuni dolup.
Her yerden alımlar gelip,
Başa cığa dakti yene.
Tutup ata babanın yolunu,
Kadir Allah açsın alıniy.
Pir, Mürşid goşap bilini,
Teze nahal dikdi yene.
İl ulusun ihlasıni,
Er pirlerin hovasıni,
Babaların hasasıni,
Bul gün ala çıkdı yene.
Babalarının ornuni dolup,
Her yerden alımlar gelip,
Başa cığa dakdiy yene.
Nesip etti hem biriy var,
Tağsiyrlar bağlayıp destar,
Habibullah bitdi aşar,
Akan arık akdi yene.
Habibullah Pehlivan Kızılayak
23 Kasım 2025 Pazar
ATAM SENİ RAHMETLE ANIYORUM
(''Bir gün gelecek İstanbul-Aşkabat, İstanbul-Taşkent, İstanbul-Almatı, İstanbul-Bişkek uçak seferleri başlayacak'' Abdulkerim Mahdum.)
Yıl 1983 ''Bir gün gelecek İstanbul - Aşkabat, İstanbul - Taşkent, İstanbul- Almatı, İstanbul - Bişkek uçak seferleri başlayacak'' demişti biz atam herhalde hayal kuruyor demiştik.
Oysa yıl 1991 tüm Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını aldı ve aynı şekilde seferlere başladı.
2 Kasım 2025 Pazar
TÜRKMEN ÇÖREK (TÜRKMEN EKMEK)
Öncelikle Türkmenler sofradaki ekmeğe büyük saygı duyar. Ekmeğin büyük bir nimet olarak gördüğü Türkmen sofranın tacı olarak bakılmakta ve o denli saygı gösterilmektedir.
Türkmen sofrası serilir serilmez ilk önce mutlaka sıcak ekmek konur. Hatta sofranın içine dolayarak getirilir.
Bir misafir geldiği zaman veya ilk ikram edildiği zaman mutlaka
tuz ve ekmek tadımlık bir şekilde ikram edilir. Bu gelenek atalarımızdan gelen
bir milli ananedir. Ancak şimdiki kuşak nesilleri buna çok dikkat etmezler.
Gelelim şimdi ekmeğimizin yapılışına, önce un seçeceksin. Unu daha sonra eleyeceksin. 35/40 derece ılık su hazırlanacak. Hamur hazırlayacağımız büyük leğene, çanak veya büyük bir camda hazırlanan ılık suya bir miktar tuz atılması gerekiyor. Yapacağımız ekmeğe göre un ve hamur mayasının atılması gerekiyor.
Güçlü bir bilekle yoğurulan hamur, belli bir kıvama geldikten sonra biraz ılık
bir yerde 1,5 veya 2 saat muhafıza edilmesi gerekiyor.
Hamur belli bir kıvama geldikten sonra, leğenden alınarak
yapacağımız ekmek veya çöreğe göre keseriz ve yaymaya başlanır.
Önceden hazırlanan tandır ekmek için kıvama gelene kadar yakılır.
Tandırın içi kırmızı bir kıvam aldığı zaman ekmek yapmaya hazır olduğu görülür.
Tandırın ateşi biraz korların ve hararetinin düşmesi sağlanır.
Harareti kıvama geldiği zaman, yapacağımız ekmeğin arkası tutmaması için
tandırın iç yüzeyine biraz tuzlu su serpilir. Hazırlanan ekmek hamurları ve
çörek hamurları sırası ile ustalıkla tandıra yapılır.
Ekmek nar kıvamına gelmeden tuzlu su ile ekmeğin yüzüne biraz
serpilir. Bu yaptığımız teknik ekmeğin nar kızarıklığında olması ve lezzetinin
artmasına yardımcı olacaktır.
Ekmekler piştikten sonra ekmeğin arka kısmına bıçakla sürtülerek
tandırdan kalan taş toprak kırıntılarından temizlerin.
Ekmek biraz soğuduktan sonra deste yapılarak muhafıza edeceğimiz
saçağa dolar koyarız. Ekmeğin muhafıza edileceği yer de serin ve nem almayan
bir yerde muhafıza edilmesi gerekiyor.
(Derleyen : M. Osman Mahdum)
31 Mayıs 2025 Cumartesi
GÖZE YAŞ GELDİ
Yöreğim gısanda göze yaş geldi
Gam günlerim hoşa aylandır Huda
Gam kesesi lebriz boluban doldi
Gam günlermi hoşa aylandır Huda
Evlat bir taraftan yoksuzluk yene
Kotaa gulpi bolup gam ovda yene
Gahaa yada geler oval garry ene
Gam günlerim hoşa aylandır Huda
Senden başka sığınara cayım yok
Dert del aytmağa munda tayım yok
Şöyle diriliğe ökte sayım yok
Gam günlermi hoşa aylandır Huda
Men bilmedim doğanlarım neme boldi
Gam içinde menim gül rengim soldi
Oylanıbam göz kesesi yaş doldi
Gam günlermi şada aylandır Huda
Leylenahar yalbardım men bir Huda
Evlat gardaşımdan etmeğin cüda
Hak yolun üstünde men bolsam feda
Günlerimi şada aylandır Huda
Fakir aytti çın yörekten bul sözi
Gice gündiz doldi yaş bilen gözi
Rehim edip Rahman rerimli özi
Gam günlermi şada aylandır Huda
(Abdulkerim Mahdum Afganistan Türkleri Lideri)
30 Mayıs 2025 Cuma
ŞAİR RAHMETULLAH
Meşhur Hallı Şair’in torunu Rahmetullah şairden.
Çoppaşta yaşayan Hallı Şair, Halife Kızılayak hazretleri hayatta iken huzurlarına gelir. Kendisini tanıtır şair olduğundan bahseder. Halife Kızılayak’da beyan et sözlerini der ve hemen şu şiiri okumaya başlar Hallı Şair;
KIZILAYAKTIR
Ağa beğler eştin gepi, köptür ahiretin hovupi.
Seher hovli şudur sopi, Er pirler Kızılayakdadır.
Tövekkellik dağı dezdi. Hoş suhanli yağşi sözli.
Mihman gelse güler yüzli, sahilikda Kızılayak'tır.
Geşd edelim toğsan
iller. Oval geçti neçe şirler.
Hak dip yatir garri pirler, yağşi veli Kızılayaktadır.
Köp zatlari gördi gözüm, hata gitmez aydan sözüm.
Doğsan şeher ili gezdim, sahilıkda Kızılayat'dır.
Divala desterhan yazar. Yaman yoldan umit üzer.
Yaka silkip köçe gezer, sahi ili Kızılayak'tır.
Mahdanımız bolup mayıl, yiğidi adamna caya
Sahilığna menem kayıl, sahilıkda Kızılayak'tır.
(Şair Rahmetullah - 2025)
10 Aralık 2024 Salı
Hanakanın abırayi
Doktor Sadık Mahdum ağa
Türkmenlerin doğa goyi
Doktor Sadık Mahdum ağa
Açıp otyir hanakani
Den görüp gedani şani
İzzetlep gelyen mihmani
Doktor Sadık Mahdum ağa
Lokmançılık kesbi keri
Kadir Allah bolsun yâri
Babalardan yadiğeri
Doktor Sadık Mahdum ağa
Gelenin alından çıkıp
Hoş geldin diyp gülüp bakıp
Babanın çırağni yakıp
Doktor Sadık Mahdum ağa
Hıdmat edip gışiy yazi
Allah sizden bolsun razi
Dereceniz bolzun gazi
Doktor Sadık Mahdum ağa
Hıdmat edip şam sabah
Razi bolsun ata baba
Habibullah der merhaba
Doktor Sadık Mahdum ağa
(Habibullah Palvan Kızılayak)
27 Ekim 2024 Pazar
CÜRMÜM İLE GELDİM SANA
Ey rahmeti bol padişah
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah
21 Ekim 2024 Pazartesi
ŞÜKÜRLER OLSUN
KABE ÖRTÜSÜ KIZILAYAK CAMİSİNDE
Hamdolsun Kabe örtüsünü, ecdadım Halipa Kızılayak dedemin
adının verildiği ve temelinin yaklaşık 120 yıl önce atılan Merkez Kızılayak
Camisi’ne ulaştırmanın mutluluğunu yaşadık.
Hamdolsun Allaha, şükürler olsun Yaratana.
Bu kutsal örtüden bir parça dahi olsa Kızılayak camisine ulaştırmayı, yıllar önce umre ve daha sonra hac arifesi ve yine umre yaptığım zamanlar hayalini kurardım.Geçtiğimiz ay Özbekistan’a yaptığımız ziyarette, başkent
Taşkent’te ilkindin namazını kıldığımız İkrah Camisi’nin mihrap bölgesinde
yerleştirilen iki büyük parça ve aynı zamanda İsm-i Azamın yer aldığı Kabe
örtüsünden büyük parçaları gördüm.
Yine aynı şekilde umre ve hac mevsiminde hayalini kurduğum bir
parça dahi olsa ecdadımın camisine yerleştirmek mümkün olmaz mı acaba diye dua
etmiştim.
Türkiye’de babamın getirdiği Cuma İslam ağanın oğlu Hamit
İslam arkadaşımda bir parça olduğunu duydum. Kendisine Afganistan’a yakın bir
zamanda gideceğimi ve aynı zamanda elinde bulunan Kabe örtüsünden bir parça
rica ettim.
Allah razı olsun Hamit İslam kardeşimiz bizi kırmadı. Ufakta
olsa bir parça verdi.
Aldığımız parçayı Halife Kızılayak dedemizin sürekli ibadet
ve zikir ile meşgul olduğu hücresinde iki gün muhafaza ettik.
Büyük dedemizin hücresinde Kabe örtüsünün etrafına sardığımız
beyaz mendilleri bohça halinde örtmüştük. Hücrede bulunan büyüklerimize ve
halipa babalara bu örtünün etrafına sardığımız beyaz örtüleri taktim ettik.
Daha sonra Kabe örtüsünü çerçevesine yerleştirdikten sonra hatim ve dua ettik.
Daha sonra Türkistan çapında büyük ulemalar, alimler ve halipa babalar eşliğinde merkez Kızılayak camisine edep ve saygı ile götürüldü.
Cami içerisinde halipa babaların gösterdiği mihrabın üzerine Hatm-i Şerif ve Kur'an tilavetleri ile büyük bir itina ile mihrabın üzerine yerleştirildi.
Bu bereketli amelimize katkısı olan hacı Murtaza Akça ağanın
da Kızılayak çapında sadaka vererek katkıda bulunması ayrı bir yeri oldu.
Kendisinden Allah razı olsun.
Hacı Murtaza Akça ağamız aynı zamanda caminin hoparlörlerini
yenileyerek hayır işlerinde bulundu. Kendisinde Allah razı olsun. Evlatlarının
hayrını görsün. Ömür boyu aile huzuru ve saadeti yaşasın.
(Hacı Muhammet Osman Mahdum)
21 Ağustos 2024 Çarşamba
ÖZBEKİSTAN ZİYARETLERİ
Bir millet geçmişine sahip çıkıyorsa, aynı zamanda milli kahramanlarını yüceltiyorsa, ecdatlarının yapmış olduğu tarihi geçmişleri ile iftihar ediyorsa ve aynı zamanda geçmiş tarihini yeniden imar ediyorsa o milletin geleceği de parlak olur. Geleceğe umutla bakılmasına vesiledir.
Gelecek nesillerine geçmiş tarihinden en ihtişamlı ve
görkemli tarihi eserlerini restore ederek geleceğine bırakıyorsa o
milletin önü açık geleceği parlak demektir.
Ben bu izlenimlerimi Özbekistan’da gördüm. Semerkant, Buhara
ve Taşkent’i dolaşma imkânım oldu.
Aslında Harezem bölgesinde görmek istiyordum, ancak
imkânlarımız bu bölgeleri görmeye yetebildi. Zaman kısıtlaması ve akrabamızın
İstanbul’da acı haberinin alınması ile ziyaretimizi yarıda kesmek zorunda
kaldık.
Ancak şunu söyleyebilirim ki Özbekistan geçmişi ile barışık
geleceğe de umut veren bir ülke olduğu kanısına vardım.
Nereye gittiysek tarihi eserlerinin en ihtişamlı görkemi ile yeniden canlandırıldığını gördüm. İster tarihi yerler olsun ister kültürel yerler olsun ve ister türbeler olsun o eski ihtişamını ve görkemlerini koruyarak restore etmişler.
Biraz tarihi geçmişi olan ve bu topraklara birazcık hassasiyeti olan insanın o eski ihtişamına kapılmaması mümkün değil.
Her yeri ilim kokan ve her yeri bir tarih kokan bu ata
topraklarımızı görüp de aynı zamanda o eksi ihtişamını görüp büyülenmemek elde
değil.
Hele atalarımızın bu topraklarda ilim tahsil ettiğini bilmek
ve onların nurlu gözlerinin sindiği bu topraklarda dolaşmak ve onların yaşadıkları
atmosferi teneffüs etmek insana ayrı bir hava veriyor.
Buhara’da Semerkant’ta Taşkent’te dolaşmak, insanlar arasına
karışmak ve o insanlarla sıcak diyalog kurmak apayrı bir zevk. Onlarla
dertleşmek, gelecek ile ilgili sohbet etmek, aynı duygu ve düşünceleri
paylaşmak, apayrı bir duygu yumağı.
Ziyaretimizin nasıl geçtiğini anlayamadım bile. Nereye
bakarsan tarih kokuyor. Muhteşem insanların yaşadığı bu toprakların modern alt
yapılarla imar edildiğini görmek insana apayrı bir duygu veriyor.
Modern tarım usullerinin kullanıldığı bu toprakların nasılda
imar edildiğine şahit olmak, tarihi yapılarla modern imarların harmanlandığını
görmek beni şahsen duygulandırdı.
Gelecek neslin çok iyi yetiştiğini görmek müthiş bir duyguydu. Eski tarihi eserler ve ihtişamı içerisinde yetişen bu neslin tarihi ile de barışık olacağı umudunu verdiğine şahit oldum.
Bazı insanlar bu yapılanların tamamen turistik amaçlı
olduğunu düşünebilir, ancak ben hiç de öyle düşünmüyorum.
Bu topraklarda yetişen yeni nesil atalarının kurmuş olduğu ihtişamlı tarihi eserlerin içinde yetiştiklerini düşünün. Bu ihtişamı gördükleri her gün atalarının ruhlarını içlerinde his etmeleri, bu duygu ve düşünce ile yetişin neslin geleceğini aklınıza getirebiliyor musunuz.
Her hali ile muhteşem olan ata diyarı Özbekistan’ın bir tek
noktasını garipsedim. Sadece ülkeden çıkacağın zaman hangi otelde kaldığına
dair bir kanıtın sorulması garibime gitti.
Yoksa her hali mükemmeldi. İnsanlar gelsin tüm tarihi
yerleri gezsin dolaşsın, nerede kalırlarsa kalsınlar. Kimi tanıdıklarının
evinde misafir olarak kalır. Kimileri çadır kurar kalır ancak bu toprakların
ziyaret edilmesi elzemdir.
Şayet art niyetli insanların bu topraklara gelerek abuk
sabuk işlerle meşgul olduğunu gördüğün vakit tutuklayacaksın. Şüpheli
hareketler sergileyen insanları takip ettireceksin.
Bunların dışında her hali çok güzeldi ata diyar Özbekistan’ın.
Semerkant’ta ilk ziyaretimiz Ubeydullah Haruri hazretleri oldu. 1404’te Taşkent’in Bâgıstan köyünde dünyaya gelen Ubeydullah Haruri hazretleri Nakşibendî geleneğinde Hâce-i Ahrâr diye tanınır.
Büyük bir zat olan Ubeydullah Haruri hazretlerinin kabri şerifini ziyaret ettik ve orada hatim duası okuduk.
Çok değişik ve manevi atmosferi yüksek olan ihtişamlı bir
yerdi. Allah ruhunu şad, mekânını cennet eyleye.
İkinci olarak Yerel halkın Göre Emiri olarak anılan büyük
evliya zatın türbesini ziyaret ederek yolculuk turumuza başladık.
Yerel halkın anlattığı rivayete göre Göre Emiri Hazretleri
büyük bir evliya zat olmuş. Kendisi İstanbul’un fetih sırasında büyük bir
keramet göstererek, fetih savaşına yani İstanbul’un fethine katıldığı rivayet
edilir.
Medresesinin yan tarafında bulunan mısır tarlasına kılıcı ile dalan Göre Emiri hazretleri döndüğünde kılıcının kabzasına kadar kan olduğu rivayet edilir.
Kendisinin anlattığına göre emir hazretleri İstanbul’da
büyük bir cenk olduğunu ve orada Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fetih
ettiğini ve bu savaşa bizzat kendisinin de yardım ettiğini ifade ettiği rivayet
edilir.
Yerel halk burada bulunan ziyaretlere çok büyük saygı gösterirler.
Daha sonra İmam Maturidi hazretlerinin huzurundaydık. Yaklaşık
852 yılında Semerkant’ın Mâtürîd köyünde dünyaya gelen İmam Maturudi hazretleri
babasının adının Muhammed ve dedesinin adının Mahmud olduğu dışında nesli ile alakalı
bilgi bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Matürîdî’nin kızının torunları olan iki
kişiye kaynaklarda yer verilir. Bunlardan biri Şeyh Kadı İmam Hasan el-Mâtürîdî,
diğeri ise Kadı Ebû’l-Hasen Ali b. Hasen el-Mâtürîdî’dir.
Yaklaşık 100 senelik bir ömür süren Mâtürîdî yaygın kabule
göre 333/944 tarihinde vefat etti.
Güzelim Semerkand, nice evliyaların ve sahabelerin
yerleştiği mekân. Üçüncü olarak ziyaret
ettiğimiz büyük zat, Şeyh Kasım İbn-i Abbas
yani Peygamber efendimizin akrabası, kendisine en çok benzerlik taşıyan sahabe
olarak bilinmektedir. Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğludur. Annesi
Ümmü’l-Fazl Lübâbe Bint Hâris el-Hilâliyye, Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan
ilk kadın olup Resûl-i Ekrem’in hanımlarından Meymûne’nin kız kardeşidir.
Resûlullah kendisine benzetilen Kusem’i arkadaşlarıyla oynarken görmüş ve bineğinin arkasına bindirmişti.
Kusem Hz. Peygamber’in cenazesi yıkanırken hazır bulunmuş,
cesedi sağa sola çevirmiş, Resûlullah’ı kabrine yerleştirmiş ve kabirden en son
o çıkmıştı. Bu sebeple Resûl-i Ekrem’e en son dokunan kişi olarak tanınır.
Hz. Hüseyin’in sütkardeşiydi. Hz. Peygamber’den ve
babasından, ayrıca kardeşi Fazl ve Talha b. Ubeydullah’tan hadis rivayet etmiş,
kendisinden Hânî b. Hânî, Abdülmelik b. Muhammed b. Amr ve Ebû İshak es-Sebîî
rivayette bulunmuştur.
Hz. Ali’nin hilâfeti döneminde Mekke valiliğine tayin edilen Kusem onun ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.
Fazilet ve takvâ sahibi olan Kusem, Saîd b. Osman’la
birlikte Semerkant seferine katıldı (56/675) ve Semerkant’ta şehid oldu.
Merv’de vefat ettiği de belirtilmiştir. Mezarı zamanla ziyaretgâh haline
gelmiş, etrafına cami ve medrese yapılmıştır.
Kusem’in Semerkantlılar arasında “Şâh-ı Zinde” (Yaşayan Sultan)
diye anılan mezarına Bâbür devrinde Mezar Şah adı verilmiştir.
Şeyh Kasım İbn-i Abbas Hazretlerinin huzuruna vardığında çok
değişik bir atmosfer içerisinde ve aynı zamanda değişik bir koku yayılmaktadır.
Kabri şeriflerinin hemen sağ taraflarında bir adet çille hane yer alır. Buraya
girerek belli bir zaman geçirdik ve hatim dua okuduktan sonra biraz kalbimizi
dinledik. Güzel bir koku, güzel bir atmosfer. Bunu ancak yaşayarak görmek
gerekir. Başka türlü tarifi mümkün değil.
Yine Semerkand’da Hızır Aleyhisselam’ın sık sık geldiği
rivayet edilen Hızır Aleyhisselam camisini ziyaret ettik.
Bu Cami’de olabildiğince eski tarihi yapısına uygun şekilde restore edilmiş ve olabildiğince tarihi yapısına en uygun görünümüne kavuşturularak ziyarete açılmış. Bu caminin en cazip yanı ise Hazreti Hızır Aleyhisselamın buruya her Cuma namaza gelmesi olduğu rivayet edilir.
Güzel bir tepede bölgeye hakim bir yerde olmasının da ayrı
bir önemi bulunmaktadır.
Bu ziyaretimizin ardından İmam Buhari Hazretleri’ni ziyaret ettik. Hadis ilmi alanında tartışmasız otorite olarak kabul edilen Buhari, 20 Temmuz 810'da Buhara’da dünyaya geldi. 1149 yılda vefat etti. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, asıl adı Muhammed bin İsmail olan Buhari’nin babası İsmail, Malik bin Enes ve Abdullah bin Mübarek gibi alimlerden hadis öğrenen bir kişidir.
Buhari henüz çocuk yaştayken babasının vefatı üzerine dindar
bir kadın olarak bilinen annesi tarafından yetiştirildi. Buhari hazretleri
doğduğu zaman kör olarak dünyaya geldi. Annesi üç yıl boyunca oğlunun
gözlerinin açılması için dua etti.
Buhari üç yaşına gelince anne duası ve Allah’ın izni ile
gözlerine kavuştu. Gözleri açılan Buhari hazretleri ilim tahsiline erken
yaşlarda başladı. On yaşına doğru Muhammed b. Selam el-Bikendi, Abdullah b.
Muhammed el-Müsnedi gibi Buharalı muhaddislerden hadis öğrenmeye başladı.
On bir yaşlarında iken hocası Dahili'nin rivayet sırasında
yaptığı bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekti.
On altı yaşına geldiği zaman İbnü’l-Mübarek ve Veki b.
Cerrah'ın kitaplarını tamamen ezberlemişti. Bu sırada annesi ve kardeşi Ahmed
ile birlikte hacca gitti. Hac sonrası onlar memleketlerine döndükleri halde
Buhari Mekke’de kaldı ve Hallad b. Yahya, Humeydi gibi alimlerden hadis tahsil
etti.
Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı.
Bağdat, Basra, Belh, Şam, Humus, Kufe, Nişabur gibi birçok ilim merkezine
seyahatler yaptı.
Buhari uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş
bir kütüphane oluşturdu. Seyahatleri esnasında da kitaplarının önemli bir
kısmını yanında taşıdı.
Yazdığı hadisleri yalnızca kitaplara yazmayıp hafızasına da
nakşetmiştir. İbn Adi'nin rivayetine göre, Buhari'nin Bağdat'a geldiğini duyan
muhaddisler 100 hadisin sened ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on
kişiye verdiler. Buhari, sorulan her hadisi sened ve metinleriyle doğrusunu
söyleyerek ilmi birikimini gösterdi.
Valinin oğlunu okutmadığı için memleketinden sürüldü.
Buhari, Semerkant yakınlarındaki Hartenk kasabasında
akrabasına ziyarete gittiği zaman hastalandı ve Semerkant'a gidemedi. 31
Ağustos 870'te ramazan bayramı gecesi vefat etti. Ertesi gün de orada toprağa
verildi.
Büyük bir hadis imamı olarak şöhret bulan Buhari aynı
zamanda bir fakihtir. Hayatı ve ilmi şahsiyetinden bahseden tabakat
kitaplarında kendisinin "fakihlerin efendisi", "bu ümmetin
fakihi" ve "Allah'ın yarattığı kullar içerisinde en fakih olanı"
diye nitelendirildiği nakledilir.
Öncelikle bu ilçenin neden kitap adını verdiğini merak ettim. Mevlena Derviş Muhammedin türbesine bakan ağabeyimiz, Kitap adının ‘’Kift-i Ab’’ yani Özbek dilinde kift omuzlara denir. Ab da farsça da su anlamına gelmektedir. Yani omuzlardan gelen su iki büyük nehrin birleştiği, geçtiği yer anlamına gelen Kift-i ab, daha sonra bu isim kitap olarak kalmış.
Mevlana Derviş Muhammet hazretleri 1400’lü yıllarda dünyaya geldiği, 1562 yılları arasında vefat ettiği tahmin ediliyor. Silsile-i Ali’nin devamını sağlayan, Türkistan bölgesinde meşhur âlimlerden biri olarak biliniyor. Silsile-i Ali’nin 21. halkasında yer alan zamanın kutbu olarak bilinmektedir.Aynı yerde yer alan arasında yaklaşık üç dört kilometrelik
bir mesafede ise Mevlana Derviş Muhammet hazretlerinin oğlu Hacce Mevlana
Amgani hazretlerini ziyaret ettik. Silsileyi alide 22. Sırada yer alan Mevlana
Amgani hazretlerinin kabri şerifleri de büyük bir anıt mezarlığı yapılmış ve
çok büyük bir heybet içerisinde duruyordu.
Bu kişilerin ziyaretinde de büyük feyiz alınmaktadır. Burada büyük bir medrese kurmuş ve aynı zamanda 5 bin yıllık bir ulu çınarın bulunduğunu göreceksiniz.
BUHARA
Ah buhara, ah buhara, seni az dinlemedik ah Buhara. Bu topraklarında atalarımız ilim tahsil etmiş ve aynı zamanda sürekli gelip gittikleri yer, anılarda ve manilerde hep bahsedilen yer, ah Buhara, burası Buhara.Buhara’da ayağımızın tozu ile ilk ziyaretimiz Çarbekir türbe
ziyareti olmuştu. Burada Muhammet İslam, Tavettin Hacan, Ebubekir Said, Ebubekir Fazıl bulunmaktadır.
Bu kapıdan tüm dünyalık düşüncelerini silerek gireceksin.
Nefsini öldürerek iki büklüm olarak gireceksin. Bu kapı edep kapısı bükülmeden
geçilmez.
O makale serilerinden Sünnilik Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat İslam'da iman ve akide İslam'ın beş şartı Dört Halife İslam mezhepleri İtikadî mezhepler Dini-Siyasî hareketler Hadis külliyatı eserlerinin sahibi olan Abdülhalık Gucdüvani, Buhara yakınında Gucdevan isminde bir küçük kasabada doğmuştur.
Babası Malatya'dan Orta Asya'ya taşınmış bir fakih'dir. Buhara'da tefsir eğitimi alırken Nakşibendi tarikatının silsilesinde yer alan Yusuf Hamedani ile tanıştı. Hamedani'den Nakşibendi tarikatını öğrendi ve daha sonra Nakşibendi tarikatını sistemleştirerek, genişletti.Farsçada "Kelimat-ı kudsiye" denilen On bir ana
tarikat kuralını Nakşibendi tarikat kuralı haline getirmiştir. 1179 yılında
Gucdevan'da vefat etti.
Bu türbeleri ziyaret ettikten sonra sırasıyla Arifi Rivgiri
hazretleri, Muhmudi İnciri Fevgani hazretleri, Muhammet Baba Semasi hazretleri,
Ali Ramatani hazretleri, Seyit Emin Külali ve Hazreti Bahaveddin Şahı Nakşbendi
hazretlerini ziyaret ettik.
Bahaveddin Şahı Nakşbendi hazretleri 1318 yılında Buhara
yakınlarında daha sonra Kasrıârifân adını alan Kasrıhindûvân köyünde dünyaya
geldi. Bahâeddin Şahı Nakşibendi hazretleri üç günlük bebek iken o sırada
doğduğu köyde bulunan dedesinin mürşidi Baba Muhammed Semmâsî tarafından mânevî
evlât olarak kabul edildi.
BAHAEDDİN ŞAHI NAKŞİBENDİ
Bahâeddin Nakşibend uzun yıllar Emîr Külâl’in yanında kaldı. Henüz kemale ulaşmadığı halde halinden memnun görünmesi üzerine mürşidi onu tekkeye abdest suyu taşımakla görevlendirdi. Tarikat âdâb ve erkânını öğrendiği bu dönemde gördüğü bir rüya üzerine, kendisinin doğumundan yaklaşık bir asır önce vefat etmiş olan Abdülhâliḳ-ı Gucdüvânî’nin ruhaniyetine intisap etti ve Üveysî lakabını aldı. Onun ayrıca uzun yıllar Hakîm et-Tirmizî’nin ruhaniyetinden faydalanması da Üveysîliği ile ilgilidir.
Bir gün Buhara’da mezarları dolaşırken yakın zamanda vefat
eden Semmâsî’den Gucdüvânî’ye kadar ulaşan sûfîleri mâna âleminde müşahede
etti. Bu sırada Gucdüvânî kendisine dinin emir ve yasaklarına uymasını,
ruhsatlara ilgi göstermemesini, azîmetlere sadık kalmasını, Hz. Peygamber ve
ashabının yolundan gitmesini tavsiye etmiştir. Bu olay Bahâeddin’in ruhî
hayatında büyük bir değişiklik yaparak cehrî zikirden hafî zikre yönelmesine
yol açtı.
Bahâeddin’in bu olaydan sonra Emîr Külâl’in mürid halkasından ayrılarak kendisini yalnız hafî zikre vermeye başlaması dervişler arasında tartışmalara ve memnuniyetsizliklere sebep oldu. Fakat şeyhi Emîr Külâl’e gösterdiği saygıda bir değişiklik olmadı ve onun gittikçe artan iltifatını kazandı.
Emîr Külâl de müridlerine Bahâeddin’e karşı olan bu
tutumlarının yanlış olduğunu söyleyerek onu savundu. Emîr Külâl, doğduğu Sûhârî
köyünde yapılan bir camiye tuğla taşımakta olan Bahâeddin’i çağırarak sülûkünü
tamamladığını, artık Türk ve Tacik bütün şeyhlerden faydalanabileceğini
söyledi.
Bundan sonra Hâce Bahâeddin şeyhinin bir diğer müridi
Mevlânâ Ârif Dikgerânî’nin sohbetlerine katıldı. Daha sonra Yûsuf el-Hamedânî’nin
neslinden Yeseviyye tarikatı mensubu iki Türk şeyh ile ilgi kurdu.
Bahâeddin kurduğu tarikatın mensuplarınca özellikle
Türkiye’de Şâh-ı Nakşibend unvanıyla tanınır. Nakşibend unvanın devamlı yapılan
hafî zikrin kalpte bıraktığı “nakş”a ize bir işaret olduğu söylenmiş ve bu
yorum genel kabul görülmektedir.
ÇAR MİNARE CAMİİ
Daha sonra Çar Minare adını taşıyan Çar Minare Camisini ziyaret ettik. Bu Caminin de Halife Niyazkul Baba hazretleri tarafından bir gecede inşaat ettikleri rivayet edilmektedir.
Halife Niyazkul Baba bir iki sofusu ile cami yapmak için el arabası ve küreklerle çalışmaya başlayar. Halife Niyazkul babanın günlerce birkaç tane sofusu ile yer kazdığını çamur hazırladıklarını gören meraklı insanlar sorarlar. Ne yapıyorsun pirim diye. Halifde cami yapmaya başladıklarını söyler. Niyazkul babanın bir iki sofu ile bu yaptığı işin iş olmadığın, babanın kafayı yediğini düşünürler.
Bu olay dönemin emirinin kulağına kadar gider. Dönemin Emiri Halife Niyazkul babanın yanına gelerek, Pirim ne yapıyorsun diye sorar. Niyazkul baba da cami yaptığını söyler. Emir bu iki üç sofu ile ne yapabilirsin bıkar bu işleri biz hal ederiz der.Halife buna kızar. Derki bara izin ver bir gecede hal edeyim der. Emir merak eder nasıl yani diye sorar. Halifa bir gece müsaade ister. Bir gece kimse sokağa çıkmasın ve aynı zamanda dışarı dahi bakmasın der. Bu isteğini emire bildirir. Emirde kabil eder. Bir gece sokağa çıkma yasağı uyguların. O gece aşırı derecede bir rüzgar, çok şiddetli gürültüler ve sesler başlar. Tabi bizim gibi bir meraklı pencereden kafasını çıkararak görmek ister. O gece o adamın kafası yerinden uçar ölür.
Ertesi gün bu gördüğümüz ihtişamlı caminin inşa edildiğini
görürler.
Rivayete göre Halife Niyazkul babanın kerameti, cin ve
perilerin inşaa ettiğine inanılmaktadır.
Bu caminin hikayesi de böyle işte.
MEDRESE GÖGELDAŞ
Son ziyaretimiz de Taşkent’te Medresi Gögeldaş olmuştur. Bu merdresedi ise büyük dedemiz Halife Kızılayak hazretleri eğitim almış ve aynı zamanda medrese eğitimini buruda tamamlamıştır. Burada eğitim aldığı dönemlerde üstadları tarafından fark edilir. Çünki çok zekalı ve dikkat çeken bir talebe olduğu bilinmektedir.
Sekiz yaşından itibaren beş vakit namazını terk etmeyen Halife Kızılayak hazretlerinin medrese eğitimini de üstün bir derece ile okuduğunu gören ve ayna zamanda parlak bir öğrenci olduğu hissedilen Halife Kızılayak abutnazarın ünü dönemin emiri Buhara emirine kadar ulaşır.
Buhara emiri huzuruna çağırarak kendisine kadılık teklif
edecektir. Halife Abutnazar Kızılayak, bu teklifin çok ağır bir yük
getireceğini düşünerek teklifi red eder. Daha sonra emirden çakinerek bölgeden
ayrılır ve hatta Afgan topraklarına geçerek orada yine medrese ve dini
eğitimini pekiştirecektir.
Medrese Gögeldaş’ta halen aynı şekilde medrese eğitiminin devam ettiğini gördük burası restore edildikten sonra aynı şekilde Kur-an, Tecvid, Tefsir, İslam Tarihi, Akaid, Hadis, fıkıh, Mantık, Hitabet, Blağat Arap dili, Hattatlık, Rus ihgiliz ve Felsefe Özbek tarihi, mezhepler ve dini ilimler verilmektedir.
Buranın orijinal hali korunarak yeniden canlı tutulması
insana apayrı bir duygu veriyor. Yine Taşkent’ten ayrılmadan önce Hace Ahmet
Yesevi hazretlerinin en çok sevdiği torunun türbesi olan Zengi Ata türbesini de
ziyaret ettik.
Aynı zamanda Hz. Osman’ın şehit edildiği esnada okuduğu Kuran-ı Şerif olduğu söylenen Kuran’ın sergilendiği müzeyi de ziyaret ettik. Kuran üzerinde Hz. Osman’ın kan izlerinin hala olduğunu gördük.
Özbekistan ziyaretimiz çok verimli geçti. İnşallah Horezem
taraflarına da gitmek nasip etsin. Bir sonraki ziyaretlerimiz buraları
olacaktır.
(Hazırlayan: Muhammet Osman Mahdum)






















































