22 Ağustos 2010 Pazar

BÜYÜKELÇİ MEMDUH ŞEVKET ESENDAL'I GÜNEY TÜRKİSTAN TÜRKLERİ OLARAK DAİMA MİNNETLE YAD ETMELİYİZ
Biz güney Türkistan ahalisi olarak, Milletvekili, Yazar ve Büyükelçi Memduh Şevket Esendal'ı daime minnet ve şükranla anmaktayız.
O bizim adeta bir kurtarıcımız, bağımsızlık ve özgürlük mücadelecesi olan biz halka, en dar günümüzde yüce Türk halkının sıcak elini göstererek Afgan topraklarında himaye etmiştir.
Sayın Rıza Bekin'in, Büyükelçi Memduh Şevket Esendal hakkında hazırlamış olduğu şu yazıyı her Güney Türksitan'lı gençlerin mutlaka okumasını istiyorum.
1919-1920'li yıllarında Rusların Afgan Hükümetine büyük baskıları vardı. Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız (özellikle Türkmenistan ve Özbekistan’dan) büyük kitleler halinde kaçarak Afganistan’a sığınıyorlardı. Bolşevik ihtilaline karşı direnen ve elinde yeterli miktarda mühimatı kalmadığı ve komünist zulmünden kaçan bu kardeşlerimiz sınıra yakın bir bölgede bekletilmişlerdi.
Moskova, bunların iadesini talep etmiş, Afgan hükümetinden olayı öğrenen büyükelçi Memduh Şevket Esendal, durumu derhâl Ankara’ya bildiriyor ve akabinde Başbakan Serdar Haşim Han’a giderek bu konu hakkında görüş alışverişinde bulunuyor.
Esendal, bu insanların yetenekli, tahsilli, tüccar ve çiftçi olduklarını ve gelecekte bu insanların Afganistan’ın gelişmesine büyük katkılar sağlayabileceğini ifade ederek, bu kardeşlerimizin Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz bölgesinde iskân edilmelerini sağlamıştır.
Esendal, yıllar sonra bu fikirlerinde haklı çıkmıştır. Kunduz bölgesi bu çalışkan ve yetenekli insanlar sayesinde ekonomik açıdan canlanmıştır. Dünyaca meşhur astragan kürk üretimi bu sığınmacı Türkler sayesinde gelişmiş ve Afganistan’ın başlıca ihraç ürünü olmuştur. Memduh Şevket Esendal, Sovyetlerden kaçarak Afganistan’a sığının Türklerin kuzey bölgesine yerleşmelerini sağlamakla bu bölgede Güney Türkistan’ın doğmasına vesile olmuştur.
Afgan Türklerinden olup, askeri okullarda öğrenim gören Özbek ve Türkmen öğrencilerin Kabil’deki askeri okullardan çıkarılmaları, kayıtlarının silinmesi için, Moskova, Afgan hükümetine baskı yapmış, nota vermiştir. Baskılara dayanamayan Afgan hükümeti bu Türk kökenli öğrencileri okullardan atmıştır. Bu öğrencilerin büyük bölümü Esendal tarafından Türkiye’ye gönderilmiş. Bu öğrencilerin çoğu albay rütbesine kadar yükselmiş, bir kısmı diğer üniversitelere geçiş yaparak profesör ve doktor olmuşlardır.
Örneğin; Türkmen aşiret reislerinden birinin oğlu olan Nizamettin Alatlı, Harp Okulunda okumuş, topçu subayı olarak Türk ordusunda uzun yıllar hizmet etmiş, albaylıktan emekli olmuştur.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

HALİFE KIZILAYAK, HAYATI BOYUNCA ÇOK SADE BİR HAYAT YAŞADI ASLA ŞAN VE ŞÖHRETE ÖNEM VERMEDİ
Halife Kızılayak, hayatı boyunca Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet (SAV)’in hayatını örnek alan, farz, sünnet, vacip tüm vecibeleri yerine getirmeye çalışan, takva bir insan olarak tanınmaktadır.
8 yaşından itibaren beş vakit namazını hiçbir zaman kaza kılmayan Halife Kızılayak, kimsenin kalbini kırmadan, daima sevgi ve şefkat aşılamaya çalıştı. Gerek sözleriyle, gerekse ameliyle İslam şartlarına harfiyen uymuş, onu yaymak için de çok çalışmıştır.
Hayatının büyük bir bölümünü cihatla süslemiş olan Halife Kızılayak, kendisine gösterilen saygı ve hürmetten dolayı kesinlikle kibir ve gurura kapılmamıştır. Her haliyle çok mütevazı bir kişiliği olduğu söylenmektedir.
Herkese çok iyi davrandığı, hatta kendisine kötü davrananlara bile hoşgörülü ve çok sabırlı olduğu söylenir. Kimseyi incitmemeye dikkat eden Halife Kızılayak’ın ‘’çocukluğumda sapanla bir serçe vurmuştum. Bunu her hatırlayışımda korkudan kalbim titriyor.’’dediği bilinmektedir.

ÇOK AZ UYURDU

Daima kıble tarafına dönerek oturmaya özen gösteren Halife Kızılayak, çok az uyumaya çalışırdı. Seyit evlatlarını çok sever ve onlara daima saygı gösterirdi.
Şöhretin çok zararlı olduğunu daima ifade eden Halife Kızılayak, Peygamber efendimizin bu konudaki ‘’Şöhret afettir.’’ Hadisine istinaden ‘’Koşandan yürüyen, yürüyenden duran, durandan oturan, oturandan yatan daha iyidir” buyururdu.
Afganistan halkını bir hicret beklediğini ve önce davrananların kurtulacağını, sona kalanların ise çok telef olacağını söylerdi. Rusya ile çok sıkı irtibat kurulacağına, hatta iki yurdun bir olacağına işaret ederdi. ‘’İslamı yaşamak avuç içinde köz tutmaktan daha zor’’ olacağını söylerdi.
Çocukları çok seven Halife Kızılayak, bazen torunlarını kucağına alarak, hem sever, hem de hıçkıra hıçkıra ağlardı. Öyle bir ağlardı ki gözyaşları sakalının ucundan damlardı. Bu ağlamasının sebebi sorulduğunda da; ‘’ onların doğduklarına seviniyorum, ama görecekleri günler için de ağlıyorum’’ derdi.
Dünya malına aşırı önem gösterenlere, ‘’altın alma, dua al. Dua altından daha kıymetlidir’’ derdi.
Hiçbir zaman kahkaha atarak gülmeyen Halife Kızılayak, kahkaha atarak gülenlere de ‘’Sırat köprüsünü geçmeden nasıl gülebiliyorsunuz, şaşıyorum. Müslüman sıratı geçtikten sonra güler’’derdi.
Halife Kızılayak’ın bulunduğu dönemlerde Kızılayak kasabasında Ramazan ayları bir başka olurdu. Özellikle Mevlit kandili ayrı bir güzellikte ihya edilirdi. O günlerde ülkenin her tarafından akın akın insanlar gelirdi. Herkes toplandıktan sonra Halife Kızılayak’ın odasında, kendi oturduğu yerde, boyunun yüksekliğinde bir yerde duvara yapışık duran özel sandukada bulunan Sakal-ı Şerif ile Şah-ı Nakşibendî hazretlerine ait Hırka-i Şerif başlar üzerinde getirilir, özel olarak yapılmış ve baş hizasında bulunan mevkie konulurdu.
Örtüler edeple ve salâvatı şerife okunarak açılır. Sonra belli bir tertip içerisinde notlar okunur, Kuran-ı Kerim okunur ve konuşmalar yapılırdı. Daha sonra Hırka-i Şerif oraya gelenlerin arasında dolaştırılır, edep ve ihlâs ile öpüp kollanırdı. En sonra da şerbet ikram edilir, dualar okunarak meclise son verilirdi.
Halife Kızılayak’ın dergâhında her akşam büyük kazanlarda yemek pişirilerek halka dağıtılırdı. Fakir aileler evlerine buradan yemekler götürürlerdi.
Ayrıca her perşembe günü özel yemekler pişirilerek fakir fukaralara dağıtılır. Çok ağır şartlarda yaşayan fukaralar için bu kapı bir ümit kapısıydı. Her gün yüzlerce bazen binlerce misafir gelir bu dergâhı ziyaret ederdi. Her gün belli bir ölçüde pişirilmesine rağmen her zaman kâfi gelirdi.

12 Ağustos 2010 Perşembe


Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi](Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.

29 Temmuz 2010 Perşembe


PAKİSTAN'DAKİ GÖÇMEN TÜRKMENLER'İN HAYAT MÜCADELESİ

Pakistan'ın kuzey batısında Haripur kenti yakınlarındaki mülteci kampında 3 binden fazla Afganistan göçmeni Türkmen, zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.
Sovyetler Birliğinin Afganistan'ı işgalinden sonra 25 yıl önce Pakistan'a sığınan Türkmenler, 1950'lerin başında Sovyet yönetiminin baskılarına dayanamayarak, anavatanları Türkmenistan'ı terk edip Afganistan'a gelmişti. 30 yılda iki vatan değiştirmek zorunda kalan Türkmenler şimdi, Pakistan'ın başkenti İslamabad'a 80 kilometre uzaklıkta Haripur mülteci kampında toprak evlerde hayatlarını sürdürüyor.
Kampta toplam 3 binden fazla bireyi olan, 700'e yakın Türkmen ailenin yaşadığı hesaplanıyor. Göçmen Türkmenler başta sağlık ve eğitim olmak üzere altyapı, ulaşım, haberleşme, su ve elektrik sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalıyor.
Pakistan hükümeti tarafından maddi katkı sağlanmayan kampta uluslararası örgütler ve yardım kuruluşları yılın bazı dönemlerinde gıda yardımı yapıyor ve kamp sakinlerini sağlık taramasından geçiriyor. Kampa bugüne kadar yapılan en büyük yatırım ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 10 yıl önce her 30 ev için açtığı bir su kuyusu.
Kampta atık sular sokak aralarına kazılmış kanallarla tahliye ediliyor. Açık olan bu kanalar sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Sağlık ocağının bulunmadığı kampta resmi makamlarca görevlendirilen bir sağlık personeli, haftada bir gün kampa uğruyor.
Kampta bölgesel yönetim tarafından açılmış orta dereceli bir erkek okulu bulunuyor. Bu okulda sınırlı sayıda erkek çocuğu eğitim alabiliyor, kız çocukları için ise hiçbir eğitim imkanı yok. Kampta bulunan 4 okulda 600 kadar çocuğa da dini eğitim veriliyor.
Kamptaki Türkmenlerin ana geçim geçim kaynağı halıcılık. Her evin bahçesine kurulan halı tezgahlarında Türkmen kadınları tarafından dokunan halı ve kilimler evin erkekleri tarafından pazarlanıyor. Kampın diğer geçim kaynağı ise Pakistan dışında çalışan erkekler. Genelde Arap ülkelerinde iş bulan Türkmen erkekleri evlerine gönderdikleri paralarla ailelerin geçimine katkı sağlıyor.
Kampta her aileden en az bir erkek Arap ülkelerinde çalışıyor.
Kampın yöneticisi Abdulhalim Hanif, her türlü olumsuzluğa rağmen Afganistan'a dönmek istemediklerini söyledi. Hanif, Afganistan'ın bugünkü durumunun, Pakistan ile kıyaslandığında çok daha güvensiz ve tehlikeli olduğunu belirtti.
Pakistan hükümetinin Afgan göçmenlere ülkelerine geri dönmeleri için 2012 yılına kadar süre tanıdığını anlatan Hanif, Pakistan hükümeti tarafından kendilerine verilen kimlik kartlarının son iki yıldan beri yenilenmediğini, bu nedenle güvenlik güçleriyle ciddi sorunlar yaşadıklarını ve Pakistan içinde serbestçe dolaşamadıklarını ifade etti.
Hanif, kampta yaşayan binlerce kişinin hala pasaportunun olmadığını, akrabalarını görmek için kaçak olarak Afganistan'a gittiklerini anlattı.
"Afganistan'da güvenli ortam ve iş imkanı sağlanmadan Pakistan hükümetinin bizi buradan göndermesini istemiyoruz" diye konuşan Hanif, mülteciler için en büyük sorununun, resmi makamlarca önlerine çıkarılan engel ve zorluklar olduğunu kaydetti.
Türkmenler arasında bugüne kadar sadece bir kişi üniversite okumayı başarmış. Kayseri Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler fakültesinden geçen yıl mezun olan Esadullah Hamda, aynı üniversitede bu yıl yüksek lisansa başlamış.
Afganistan hükümeti tarafından sağlanan bursla eğitimini sürdüren Hamda, doktorasını tamamladıktan sonra Afganistan'a dönmeyi planlıyor.
Hamda'ya göre, kampta en başta gelen sorunlardan biri "eğitime karşı duyarsızlık". Mülteci statüsünde her Türkmen çocuğun Pakistan devlet okullar ında eğitim alma hakkı olduğunu belirten Hamda, Türkmen ailelerin erkek çocuklarını küçük yaşlardan itibaren çalıştırmaya yönlendirildiklerini ifade etti.
Haripur mülteci kampında 20 ayrı yerleşim bölgesinde 150 binden fazla kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Kampta en fazla nüfusa sahip olan Peştunların yanı sıra Özbek, Tacik ve Türkmen mülteciler yaşıyor.
Pakistan'da, resmi rakamlara göre 2,5 milyondan fazla Afganistan göçmeni mülteci bulunuyor, 70 bin kadar Türkmen de mülteci statüsünde yaşıyor.
(AA)

27 Temmuz 2010 Salı


TÜRKİYE, AFGANİSTAN'DAKİ İKİNCİ İL İMAR EKİBİ (PRT)'Nİ TÖRENLE AÇTI
D
ışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Afganistan’daki ikinci İl İmar Ekibi'ni Güney Türkistan’ın Cevizcan ilinde açtı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, özel uçakla Mezar-ı Şerif’e geldikten sonra karayoluyla Cevizcan vilayetinin Şibirgan kentine geçerek, burada ilk olarak Valiliği ziyaret ederek, Vali Alim Sayi ile bir araya geldi.
Valiliği ziyaretinin ardından Cevizcan İl İmar Ekibi tesisinin açılışını yapan Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, “dostlar arasında çok güzel bir başlangıç yaptıklarını” belirterek, “Türkiye-Afganistan dostluğu, tarihi derinliğe giden bir dostluk ve ebediyen sürecek” dedi.
Türkiye’nin Afganistan’a katkılarını sıralayan Davutoğlu, “Afganistan’a hizmet etmekle Türkiye’ye hizmet etmek arasında hiçbir fark yok. Afganistan’ın kaderi Türkiye’nin kaderi, Afganistan’ın sıkıntısı Türkiye’nin sıkıntısı, Afganistan’ın mutluluğu Türkiye’nin mutluluğudur” diye konuştu.
Kendi köklerinin Afganistan’ın Horasan bölgesinden geldiğini kaydeden Davutoğlu, kendisini Konyalı hissettiği kadar aynı zamanda Cevizcanlı ve Mevlana’nın doğum yeri olan Belhli hissettiğini söyledi.
Davutoğlu, Türkiye’nin Kuzey Afganistan’da son dönemde 34 okul, 6 klinik, 1 hastane açtığını belirterek, bu katkılarının süreceğini, bundan sonra her yıl Afganistan’ın bu bölgesine gelmeyi planladığını belirtti.
Dışişleri Bakanına ziyareti sırasında Afganistan Sağlık Bakanı Vekili Süreyya Dali eşlik etti. Davutoğlu, tesisin açılışının ardından bölgedeki bir çocuk hastanesinin cerrahi bölümünü de hizmete açtı.
CEVİZCAN İL İMAR EKİBİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açılışını gerçekleştirdiği Cevizcan İl İmar Ekibi tesisi, Cevizcan ve Sarıpul vilayetlerinde kalkınma ve Afganistan Güvenlik Güçlerinin eğitimi dahil, kapasite gelişiminden sorumlu olacak. Cevizcan İl İmar Ekibi, Türkiye tarafından 2006 yılından bu yana Afganistan’ın bir diğer vilayeti olan Vardak’ta uygulanmakta olan sivil nitelikli, ancak askeri ve polis unsurlarını da bünyesinde barındıran İl İmar Ekibi modelini temel alacak.
Türkiye’nin bu ülkedeki il imar ekiplerinin temel hedefinin, insani yardım, kapasite oluşumu, kalkınma ve yeniden yapılandırma faaliyetlerini desteklemek olduğu kaydedildi.
Afganistan’daki 27′nci İl İmar Ekibini teşkil edecek olan Cevizcan İl İmar Ekibinin kurulması kararının, Afganistan hükümetinin talebi ve rızası temelinde alındığı, Afgan halkına ve Afganistan’a Türkiye’nin katkılarının daha da artırılmasına imkan sağlayacağı belirtiliyor.
Cevizcan İl İmar Ekibinin görev yerleri olarak Güney Türkistan – Kuzey Afganistan’da bulunan Cevizcan ve Sarıpul vilayetleri gösteriliyor.
Türkiye’nin Kasım 2006′da Kabil’in batısındaki Vardak vilayetinde kurduğu Vardak İl İmar Ekibi, kuruluşundan bu yana vilayet genelinde özellikle eğitim, sağlık ve tarım sahalarında projeleri hayata geçirdiği, ayrıca Afgan Ulusal Polisi mensuplarına eğitim verdiği biliniyor.
Vardak İl İmar Ekibinin bugüne kadar yaklaşık 30 milyon dolar tutarında 200 kadar proje geliştirerek, vilayetin dokuz ilçesinin her birinde en az iki projeyi tamamladığı belirtiliyor.
Cevizcan İl İmar Ekibinin başı ve en üst yöneticisi konumunda Dışişleri Bakanlığı tarafından atanan sivil koordinatör bulunurken, ekibinin sivil unsurları bünyesinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA), İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcileri, Polis Özel Harekat ekibi ve Polis Eğitim ve Danışman ekibi yer alacak.
(Ajanslar)