29 Kasım 2011 Salı

KABE'DE OSMANLI ESERİ REVARKLAR
Mescid-i Haram'da, Kabe'i muazzamayı adeta bir inci gibi süsleyen Osmanlı eseri Revarklardan rahatsızlık duyan Sudi yetkililerini anlamak mümkün değil.
Planını Mimar Sinan'ın hazırladığı revarklar, hicretin on yedinci ve yirmi altıncı yıllarında etraftaki evler yıktırılarak Kâbe'nin avlusu genişletilerek yapılmıştır.
Bir Osmanlı eseri olan Revarklar, mukaddes emanetleri İstanbul'a getiren İslam dinini payedarlığın yapan Yavuz Sultan Selah Han'ın torunu Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile Mimar Sinan'ın hazırladığı plan çerçevesinde 1590'da Mimar Mehmed Ağa tarafından tahta kemerler taş ve tuğlaya çevrilerek Türk mimarisinde beş yüz küçük kubbe şeklinde yapıldı.
Şimdi son günlerde bu revarkların kaldırılacağı söyleniyor. Şayet kaldırılacaksa revarkların tek bir taşı dahi ziyan edilmeden Anadolu'ya getirileceği söz konusu.
Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay şunları kaydetti:
''Revakların yıkılması söz konusu olduğunda, bunu ülkemize getirecek olan sponsor bir firma da buldum ve anlaştım. Yani Türkiye'ye herhangi bir maddi külfet getirmeksizin bir Türk girişimci eliyle ülkemize getireceğiz. Kültür ve Turizm Bakanı olarak bunu taahhüt ediyorum'' dedi.
Revakların taşınması durumunda, Türkiye'de nereye getirileceği sorusuna Bakan Günay şu yanıtı verdi:
''Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camisi taleplerden birisiydi. Ama Sayın Başbakan İstanbul'da yeni bir cami yapılmasını ve onun çevresine revaklara uygun bir düzenleme gerçekleştirilmesini öneriyor. Ki bu da makbul bir düşüncedir.''
(Derleyen: Osman Mahdum)




18 Kasım 2011 Cuma




AFGANİSTAN'DA LOYCİRGE TOPLANTISI


Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai, Kabil’de dört gün sürecek Loya Jirga toplantılarının açılışında yaptığı konuşmada, Amerikan askerlerinin Afganistan’da kalmasına olanak tanıyan stratejik ortaklık çerçevesinde gece baskınlarının sona erdirilmesini ve Afganistan’ın bağımsızlığını istediklerini söyledi.
Karzai, hükümetinin yanında başka kurumlar oluşturulmasını istemediğini söyledi.

Afganistan’ın 2014 yılından sonra Amerika’nın ülkede askeri üs açmasına izin verebileceğini, bunun ülkeye gelir, Afgan güçlerine de eğitim sağlamak anlamına geleceğini belirten Karzai, ''İran, Pakistan bizim birer komşu ülkelerimiz. Onların bize göstermiş olduğu yardımları asla unutamayız. İşgal döneminde bize kucak açarak sofrasındaki ekmeği paylaşan kardeşlerimizi asla unutamayız. Biz nankörlük eden biri değiliz aslada olamayacağız. Terör sorunu devam ettikçe huzurda olmaz. Evde huzursuzluk devam ettikçe mahallede, mahallede devam ettikçe şehirde, şehirde devam ettikçe ülkede ve ülkede devam ettikçe de komşu ülkelerde de huzursuzluk devam edecektir.
ABD ile ilişkilerimiz bağımsız olacaktır. ABD bizden zengin olabilir, nüfusu çok olabilir bizden ekonomik olarak güçlü olabilir amma bir şeyi unutmasınlar 'biz arslanız' arslanları yuvasında huzursuz edersen, başına iş açarsın. Yavrularını huzursuz edersen başına iş açarsın'' diye konuştu.

Afganistan Halk Meclisi ve Barış Komisyonu Başkanı Sıbğatullah Müceddedi'de toplantıda yaptığı konuşmasında, son 30 yıl içersinde Afganistan'da 2 milyon 500 bine yakın kişinin şehit olduğunu belirterek, ''Yabancılar emniyeti sağlayacağını bahane ederek, masum halkı öldürüyorlar. Günahsız masum halkın ölümlerine sebep oluyorlar. Bizi silahlandırın, kendi emniyetimizi kendimiz sağlıyalım'' dedi.

Taliban’ın tehdidi üzerine sıkı güvenlik önlemleri altında yapılan Loyacirge toplantısına 2 binden fazla Afgan siyasetçi, aşiret ve toplum lideri katılıyor.

(Ajanslardan)

11 Kasım 2011 Cuma

TÜRKMEN DÜĞÜNÜ



Kıymetli kardeşim Abdull Fettah Noor, Türkmen düğünü ile ilgili güzel bir çalışma gerçekleştirmiş. Bu çalışmasını benim blogumu izleyen arkadaşlarımla paylaşmak istedim.


Düğünler tarihin derinliklerinden günümüze uzanan bir gelenektir. Oyunlar oynanır, yemekler yenir, gönüller şenlenir. Damat tarafının sevinç gözyaşları oyunlarına tempo tutar. Gelin tarafının sevinçli fakat buruk halleri gelin çıkarılırken gözyaşlarında billurlaşır. Şükür çocuğumuzu yüz akıyla mürüvvet alemine yolcu ettik. Bu mutluluk her iki ailede yaşanır. Gelinle-damadın kavuşma arzusu, kalp atışlarında kendini gösterir. Kan hızlı pompalanır. Yüzleri halk tabiriyle kırmızı gül kesilir. Çünkü heyecan zirvededir. Genç çiftin buluşması gül ve bülbülün kavuşma anına benzer . Bu buluşmadan ocak tutar. Tutulan ocak devlettir. Yeni bir hayat ve hayat sahipleri doğar, ev şenlenir, misafir gelir, ağırlanır ve yolcu edilir.

Bu ilk insan Hazreti Adem ve Havva ebeveynimizle başlamış. Yol yol, tel tel oluk olmuş, tarihin derinliklerinden günümüze akmıştır. Biz bir köprü oluşturuyoruz bu güzel gelenek için. Geçmişle gelecek arasında kültür köprüsü. Kültür kavramının kapsadığı manada çok örf ve adetler vardır, gelenekler vardır bu kavramın baş köşesinde. Düğünlerimiz bu geleneklerin içinde boy gösterir. Bir çiçek gibi sümbül verir. Çünkü düğünle iki sevgi, iki sevgili, iki can yoldaşı, yeni hayatın ve ailenin iki temel taşı bir araya gelir.

Türklerde bir söz vardır. “Askerlik yapmayana kız verilmez.” Türkmenlerde de buna benzer bir söz vardır. “Ocak kuramayan erkeğe kız verilmez.” Bu iki kardeş söz, toplum içinde ciddî bir sosyal gerçekliği dile getirmekteler. Ocak aile sembolüdür. Ocağı tutturamayan kişi ailesini de geçindiremez kanaati hakimdir. Türk toplumlarında ocak evin bereketidir, ocak devlettir. Ocak tütecek, aş pişecek. “Pişen aştan kurdun, kuşun nasibi vardır.” diye bir söz vardır. Kurdun yeri belli değildir, kuş uçup gider. Yeri belli olmayan ve konup göçenlik bu sözde vurgulanıyor. Bu vurgulanmada misafir kastediliyor. Misafir tüten bacaya yani yanan ocağa gelir. Türkmen, ocağım şenlensin diye düğün (toy) yapar. Alacağı gelinin ölçüsü bellidir. “Gelin devletli bir aileden mi? (misafir ağırlayan soydan, bir aileden mi?)” sorusuna müspet cevap alırsa, düğün yapılır. Toydan sonra genelde genç çifti ayırırlar. Evlerini kursunlar. Ocak tuttursunlar. Bir an önce tecrübe kazansınlar. Sağlam bir aile yuvasına sahip olsunlar. Çocukları olunca da “Yahşi Ulu” dedikleri soyun, ailenin büyüğü ad koyar. Geçmişten günümüze dek, her şeyde olduğu gibi, Türkmen düğünleri de, zaman, zemin ve yörelere göre farklılık arz etmektedir. Farklılıklar olmasına rağmen, neticede iki kişi bir araya gelip yuva kurmaktadır. Oğlan evlenme çağına gelince uygun kız bulunur. Oğlan kızın obasına (köyüne) veya beldesine gider, kızı araştırır. İyi istihbaratı alınca da yengesine veya başka bir aracıya “Bana uygun görülen kız, bence de uygundur.” der. Oğlan tarafı gelin adayının evine gidip isteklerini açıklarlar. Anne tarafından kıza duyurulur. Kız hemen cevap vermez. İki üç gün sonra yine oğlan tarafı gelin adayının evinin yolunu tutarlar. O zamana kadar kız da gerekli istihbaratı almıştır. Sonuç iyi ise “Oğlanla konuşmak istiyorum.” der. Belirlenen vakitte yeni yuvanın genç adayları buluşur, konuşur, birbirlerini beğenirlerse, “Evet, biz büyüklerimizin münasip gördüğü bu evlenmeye evet diyoruz.” derler. Tabi bunu ulu orta söylemezler. Örf âdete göre kız dışarıya çıkarılır ve sorulur. Kız da annesine “Eğer senin ve babamın rızası varsa, ben de razıyım.” der. Bundan sonra artık iş büyüklere kalır. Kısa bir tarih belirlenir. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Hayırlı işlerde acele ediniz.” buyuruyor.

Türkmen halkı bu buyruğu başına taç yapmıştır. Düğünden önce kızın ailesi başlık ve kız için gerekli çeyizi ister. İki aile bunu belirler. Düğüne bir hafta kaldığında, oğlan tarafı haftanın Çarşamba günü kıza takı takmaya giderler. Takılar takılır. Kız evinde oyunlar oynanır. Yemekler yenir. Bu esnada kız evine bir araba odun, iki koyun, bir çuval un, 10 kg. şeker, 10 kg. sıvı yağ, 5 kg. çay, 25 metre kumaş hediyelik getirilir. Cuma günü kız evinde düğün olur. Oyunlar oynanır, masalar atılıp, yemekler yenir. Kız saçlarını iki örük yapıp öne salar. Oğlan tarafını bekler. Bu beklemede sırtında gurba vardır. Gelin ve damat çiçeklerle süslenmiş özel yerlerine otururlar. Yemekler yenir. Oyunlar oynanır. Getirilen hediyeler gelin ve damada verilir, tebrik edilir. Cumartesi günü öğle vakitlerinde gelin alınıp damat evine götürülür.

Oğlan evinde de yemek masaları kuruludur. Masada çok şey vardır. Yemekten sonra oyunlar oynanır, kekler yenir, damat ile geline hediyeler verilip, tebrik edilir. Pazar günü büyük bir konvoyla gelin, baba evinden alınır. Kızın yengesi, gelinin sağ ayağına, sağ eline ve başına yağlık bağlar. Damat gelir, gelin çıkarılır. Düğün alayı oğlan evine gelince, damda görevli kişi, aşağıya bir paket oyuncak saçar. Çocuklar bu oyuncakları kapışırlar. Gelinin bindiği taşıttan indirilmesi için, kayınpeder şoföre para olarak bahşiş verir. Kayınpeder ve kayın valide gelinlerini alnından öpüp, “üzerlik” denilen otu nazar değmesin diye yakarlar. Gelin eve girmeden önce, yollarına iki tabak konulmuştur. Bu tabakların birincisi damada, ikincisi geline kırdırılır. Bu onların mutluluklarının sembolüdür. Gelin sağ ayağı ile eve girer. Gelinin oturacağı yere yengesi oturmuştur. Çünkü bahşiş alacaktır. Damat ve gelin tebrik edilerek mutluluk dileklerinden sonra düğün alayı dağılır. Akşam kuşak çözme oyunu vardır. Damadın arkadaşları damadın beline büyük bir yağlık açılmayacak şekilde kör düğüm atarak bağlarlar. Ayağına çizme veya bot giydirirler. Bu haliyle gelinin önüne oturturlar. Hep birlikte “Haydi gelinin gücünü görelim.” diye bağırırlar. Gelin ve yanında duran kızlar bunu çözerler. Damadın arkadaşları damadın bir düğmesini koparıp “Gelin dikebilir mi?” derler. Gelin bunu diker. Damat bundan sonra belinden çözülen kuşakla herkesi kovar. Gelinle başbaşa kalır. Anne onlara yemek getirir. Gerdeğe girilir. Bazı yörelerde bir hafta, bazı yörelerde de kırk gün sonra gelin baba evine el öpmeye gönderilir. Biz de onlara mutluluklar dileriz.
(Hazirlayan: Abdul Fettah NOOR)

5 Kasım 2011 Cumartesi






KURBAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLAR, YÜCE TÜRK MİLLETİNE VE İSLAM ALEMİNE HAYIRLARA VESİLE OLMASINI TEMENNİ EDERİM



26 Ekim 2011 Çarşamba

SANDALİY



Orta Asya bölgesinde kaybolmayı yüz tutmuş geleneklerden biri de ''Sandaliy'' geleneğidir.
Özellikle kış aylarının geldeği şu günlerde içimizi ısıtacak Sandalı geleneğini bir hatırlatmak istedim. Orda Asya'da yapılan evlerin özel bir köşesi olurdu. Bu evlerin en kuytu ve rüzgarın cereyan yapmayacağı bir bölgesi seçilerek orada genişçiği 1,5 metre karelik bir çukur kazılır. Merdiven şeklinde içeriye doğru iki basamaklı bir şekilde yapılan çukur sağlam bir çamurla sıva yapılırdı. Bu çukurun derinliği de yaklaşık yarım metre yara bir metreyi bulmazdı.
Şimdi çukurun üzerine tam oturacak şekilde ahşaptan yapılan kışlık ve yazlık olmak üzere iki ayrı kapağı olur. Biri dört ayaklı masa şeklinde olur bu kış için bir diğeri de yazlık olur oda çukuru tam kapatacak kapak şeklinde yapılırdı.
Kışın için kullanılan masa şeklindeki kapağa Sandalı denir. Sandalı kare şeklinde çukura uygun bir şekilde masa gibi üzerine konulur. Bu bu masanın üzerine özel olarak diktirilmiş yorgan örtülür. Kışın kullanılan bu sandalı köşesinin çukuruna mangallarda köz yerleştirilir. Üzeri yorganla örtülen masanın etrafından ayaklarını masanın içinde olacak şekilde oturulur.
Evde soba yakılmadığı için ısınma işini bu sandalı maması ile sağlarsınız. Bu kış ayı boyunca böyle devam eder. Sabahleyin yerleştirilen közler öğlene kadar devam eder. Akşama doğru yeniden temizlenerek tekrar köz bırakılır ertesi sabaha kadar sıcaklık muhafaza edilir.
Özellikle çocukların rağbet gösterdiği bu sandalı geleneği, hastaların tedavisinde de bire bir yararlı bir uygulama. Ayakların sürekli olarak ısınması ve beline kadar örtülen yorganla muhafaza edilen sıcaklık vücudun tüm organlarına erişir.
Kış aylarında sürekli olarak tekrarlanan bu gelenek bahar aylarının başlamasıyla sandalı masası kaldırılır. Yerine yerle aynı hizada olan tahta döşeme yerleştirilir.
Sandali en çok çocukların sevdiği bir köşe olur. Çünkü burada derin sohbetlerin yapıldığı, bilmeceler ve çeşitli oyunların oynandığı bir köşe olur. Hatta ders çalışmak isteyen çocuklar için de bire birdir. Ayaklarını sımsıcak bir şekilde muhafaza ederek ders çalışmak kadar zevkli bir şey olamaz. Hele hele bu kış aylarında olursa.
(Osman Mahdum)