10 Aralık 2024 Salı


EY DERVİŞ 

Eğilmese başlar

Bükülmese beller.

Ne işin var bu kapıda

Ey Allah'ın aziz kulu.

 

Öldürmezsen

Vuruşmasan nefsinle,

Ne işin var bu kapıda

Ey Allah'ın be dervişi.

 

Elenmeden paklanmadan,

Silinmeden aklanmadan

Kul içinde haklanmadan

Ne işin var be dervişim. 

(Hacı Muhammet Osman Mahdum)

 

 DR.SADIK MAHDUM AĞA

Hanakanın abırayi

Doktor Sadık Mahdum ağa

Türkmenlerin doğa goyi

Doktor Sadık Mahdum ağa

 

Açıp otyir hanakani

Den görüp gedani şani

İzzetlep gelyen mihmani

Doktor Sadık Mahdum ağa

 

Lokmançılık kesbi keri

Kadir Allah bolsun yâri

Babalardan yadiğeri

Doktor Sadık Mahdum ağa

 

Gelenin alından çıkıp

Hoş geldin diyp gülüp bakıp

Babanın çırağni yakıp

Doktor Sadık Mahdum ağa

 

Hıdmat edip gışiy yazi

Allah sizden bolsun razi

Dereceniz bolzun gazi

Doktor Sadık Mahdum ağa

 

Hıdmat edip şam sabah

Razi bolsun ata baba

Habibullah der merhaba

Doktor Sadık Mahdum ağa

(Habibullah Palvan Kızılayak)

27 Ekim 2024 Pazar

 

CÜRMÜM İLE GELDİM SANA 


Ey rahmeti bol padişah

Cürmüm ile geldim sana

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim sana


Sûbhanallah, Sultan Allah
Tüm dertlere derman Allah
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana



Senden utanmadım heman
Ettim hata, gizli ayan
Vurma yüzüme El Aman
Cürmüm ile geldim sana

Sûbhanallah, Sultan Allah
Tüm dertlere derman Allah
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana

Adın senin Gaffar iken
Ayb örtücü Settar iken
Kime gidem sen var iken?
Cürmüm ile geldim sana

Sûbhanallah, Sultan Allah
Tüm dertlere derman Allah
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana 

21 Ekim 2024 Pazartesi

 ŞÜKÜRLER OLSUN

KABE ÖRTÜSÜ KIZILAYAK CAMİSİNDE 

Hamdolsun Kabe örtüsünü, ecdadım Halipa Kızılayak dedemin adının verildiği ve temelinin yaklaşık 120 yıl önce atılan Merkez Kızılayak Camisi’ne ulaştırmanın mutluluğunu yaşadık.

Hamdolsun Allaha, şükürler olsun Yaratana.   

Bu kutsal örtüden bir parça dahi olsa Kızılayak camisine ulaştırmayı, yıllar önce umre ve daha sonra hac arifesi ve yine umre yaptığım zamanlar hayalini kurardım.

Geçtiğimiz ay Özbekistan’a yaptığımız ziyarette, başkent Taşkent’te ilkindin namazını kıldığımız İkrah Camisi’nin mihrap bölgesinde yerleştirilen iki büyük parça ve aynı zamanda İsm-i Azamın yer aldığı Kabe örtüsünden büyük parçaları gördüm.

Yine aynı şekilde umre ve hac mevsiminde hayalini kurduğum bir parça dahi olsa ecdadımın camisine yerleştirmek mümkün olmaz mı acaba diye dua etmiştim.

Amel halis olunca, niyet pak olunca, çok kısa bir zaman geçmeden bu duama cenabı Allah lebbeyk dedi. Yaklaşık bir, bir buçuk ay geçmeden hayalimiz gerçekleşti. Hamdolsun, şükürler olsun.

Türkiye’de babamın getirdiği Cuma İslam ağanın oğlu Hamit İslam arkadaşımda bir parça olduğunu duydum. Kendisine Afganistan’a yakın bir zamanda gideceğimi ve aynı zamanda elinde bulunan Kabe örtüsünden bir parça rica ettim.


Allah razı olsun Hamit İslam kardeşimiz bizi kırmadı. Ufakta olsa bir parça verdi.

Aldığımız parçayı Halife Kızılayak dedemizin sürekli ibadet ve zikir ile meşgul olduğu hücresinde iki gün muhafaza ettik.

Büyük dedemizin hücresinde Kabe örtüsünün etrafına sardığımız beyaz mendilleri bohça halinde örtmüştük. Hücrede bulunan büyüklerimize ve halipa babalara bu örtünün etrafına sardığımız beyaz örtüleri taktim ettik. Daha sonra Kabe örtüsünü çerçevesine yerleştirdikten sonra hatim ve dua ettik.

Daha sonra Türkistan çapında büyük ulemalar, alimler ve halipa babalar eşliğinde merkez Kızılayak camisine edep ve saygı ile götürüldü.

Cami içerisinde halipa babaların gösterdiği mihrabın üzerine Hatm-i Şerif ve Kur'an tilavetleri ile büyük bir itina ile mihrabın üzerine yerleştirildi.

Bu bereketli amelimize katkısı olan hacı Murtaza Akça ağanın da Kızılayak çapında sadaka vererek katkıda bulunması ayrı bir yeri oldu. Kendisinden Allah razı olsun.   

Hacı Murtaza Akça ağamız aynı zamanda caminin hoparlörlerini yenileyerek hayır işlerinde bulundu. Kendisinde Allah razı olsun. Evlatlarının hayrını görsün. Ömür boyu aile huzuru ve saadeti yaşasın.

(Hacı Muhammet Osman Mahdum)



21 Ağustos 2024 Çarşamba

 ÖZBEKİSTAN ZİYARETLERİ


 Bir millet geçmişine sahip çıkıyorsa, aynı zamanda milli kahramanlarını yüceltiyorsa, ecdatlarının yapmış olduğu tarihi geçmişleri ile iftihar ediyorsa ve aynı zamanda geçmiş tarihini yeniden imar ediyorsa o milletin geleceği de parlak olur. Geleceğe umutla bakılmasına vesiledir.

Gelecek nesillerine geçmiş tarihinden en ihtişamlı ve görkemli tarihi eserlerini restore ederek geleceğine bırakıyorsa o milletin önü açık geleceği parlak demektir.

Ben bu izlenimlerimi Özbekistan’da gördüm. Semerkant, Buhara ve Taşkent’i dolaşma imkânım oldu.

Aslında Harezem bölgesinde görmek istiyordum, ancak imkânlarımız bu bölgeleri görmeye yetebildi. Zaman kısıtlaması ve akrabamızın İstanbul’da acı haberinin alınması ile ziyaretimizi yarıda kesmek zorunda kaldık.

Ancak şunu söyleyebilirim ki Özbekistan geçmişi ile barışık geleceğe de umut veren bir ülke olduğu kanısına vardım.

Nereye gittiysek tarihi eserlerinin en ihtişamlı görkemi ile yeniden canlandırıldığını gördüm. İster tarihi yerler olsun ister kültürel yerler olsun ve ister türbeler olsun o eski ihtişamını ve görkemlerini koruyarak restore etmişler. 

Biraz tarihi geçmişi olan ve bu topraklara birazcık hassasiyeti olan insanın o eski ihtişamına kapılmaması mümkün değil.

Her yeri ilim kokan ve her yeri bir tarih kokan bu ata topraklarımızı görüp de aynı zamanda o eksi ihtişamını görüp büyülenmemek elde değil.

Hele atalarımızın bu topraklarda ilim tahsil ettiğini bilmek ve onların nurlu gözlerinin sindiği bu topraklarda dolaşmak ve onların yaşadıkları atmosferi teneffüs etmek insana ayrı bir hava veriyor.

Buhara’da Semerkant’ta Taşkent’te dolaşmak, insanlar arasına karışmak ve o insanlarla sıcak diyalog kurmak apayrı bir zevk. Onlarla dertleşmek, gelecek ile ilgili sohbet etmek, aynı duygu ve düşünceleri paylaşmak, apayrı bir duygu yumağı.

Ziyaretimizin nasıl geçtiğini anlayamadım bile. Nereye bakarsan tarih kokuyor. Muhteşem insanların yaşadığı bu toprakların modern alt yapılarla imar edildiğini görmek insana apayrı bir duygu veriyor.

Modern tarım usullerinin kullanıldığı bu toprakların nasılda imar edildiğine şahit olmak, tarihi yapılarla modern imarların harmanlandığını görmek beni şahsen duygulandırdı.


Gelecek neslin çok iyi yetiştiğini görmek müthiş bir duyguydu.  Eski tarihi eserler ve ihtişamı içerisinde yetişen bu neslin tarihi ile de barışık olacağı umudunu verdiğine şahit oldum.

Bazı insanlar bu yapılanların tamamen turistik amaçlı olduğunu düşünebilir, ancak ben hiç de öyle düşünmüyorum.

Bu topraklarda yetişen yeni nesil atalarının kurmuş olduğu ihtişamlı tarihi eserlerin içinde yetiştiklerini düşünün. Bu ihtişamı gördükleri her gün atalarının ruhlarını içlerinde his etmeleri, bu duygu ve düşünce ile yetişin neslin geleceğini aklınıza getirebiliyor musunuz.  

Türbelerin korunması ve onların en görkemli şekilleri ile restore edilmesi ve en doğal hali ile ayakta durmalarını görmek, yeni neslin iyi yetişmesine tarihi geçmişine saygı duymasına vesile olacağını düşünüyorum.

Her hali ile muhteşem olan ata diyarı Özbekistan’ın bir tek noktasını garipsedim. Sadece ülkeden çıkacağın zaman hangi otelde kaldığına dair bir kanıtın sorulması garibime gitti.

Yoksa her hali mükemmeldi. İnsanlar gelsin tüm tarihi yerleri gezsin dolaşsın, nerede kalırlarsa kalsınlar. Kimi tanıdıklarının evinde misafir olarak kalır. Kimileri çadır kurar kalır ancak bu toprakların ziyaret edilmesi elzemdir.

Şayet art niyetli insanların bu topraklara gelerek abuk sabuk işlerle meşgul olduğunu gördüğün vakit tutuklayacaksın. Şüpheli hareketler sergileyen insanları takip ettireceksin.

Bunların dışında her hali çok güzeldi ata diyar Özbekistan’ın.     

Semerkant’ta ilk ziyaretimiz Ubeydullah Haruri hazretleri oldu. 1404’te Taşkent’in Bâgıstan köyünde dünyaya gelen Ubeydullah Haruri hazretleri Nakşibendî geleneğinde Hâce-i Ahrâr diye tanınır. 

Büyük bir zat olan Ubeydullah Haruri hazretlerinin kabri şerifini ziyaret ettik ve orada hatim duası okuduk.

Çok değişik ve manevi atmosferi yüksek olan ihtişamlı bir yerdi. Allah ruhunu şad, mekânını cennet eyleye.

İkinci olarak Yerel halkın Göre Emiri olarak anılan büyük evliya zatın türbesini ziyaret ederek yolculuk turumuza başladık.

Öğlen namazını çok eski bir camii de tarihi bir atmosfer içerisinde eski buhara usulü sarılmış sarıklı âlimler ve aksakallı büyüklerimiz ile saf tutarak kıldığım öğlen namazı bir başkaydı.

Yerel halkın anlattığı rivayete göre Göre Emiri Hazretleri büyük bir evliya zat olmuş. Kendisi İstanbul’un fetih sırasında büyük bir keramet göstererek, fetih savaşına yani İstanbul’un fethine katıldığı rivayet edilir.

Medresesinin yan tarafında bulunan mısır tarlasına kılıcı ile dalan Göre Emiri hazretleri döndüğünde kılıcının kabzasına kadar kan olduğu rivayet edilir.

Kendisinin anlattığına göre emir hazretleri İstanbul’da büyük bir cenk olduğunu ve orada Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fetih ettiğini ve bu savaşa bizzat kendisinin de yardım ettiğini ifade ettiği rivayet edilir.

Yerel halk burada bulunan ziyaretlere çok büyük saygı gösterirler.

Daha sonra İmam Maturidi hazretlerinin huzurundaydık. Yaklaşık 852 yılında Semerkant’ın Mâtürîd köyünde dünyaya gelen İmam Maturudi hazretleri babasının adının Muhammed ve dedesinin adının Mahmud olduğu dışında nesli ile alakalı bilgi bulunmamaktadır.

Bununla birlikte Matürîdî’nin kızının torunları olan iki kişiye kaynaklarda yer verilir. Bunlardan biri Şeyh Kadı İmam Hasan el-Mâtürîdî, diğeri ise Kadı Ebû’l-Hasen Ali b. Hasen el-Mâtürîdî’dir.

Yaklaşık 100 senelik bir ömür süren Mâtürîdî yaygın kabule göre 333/944 tarihinde vefat etti.

Güzelim Semerkand, nice evliyaların ve sahabelerin yerleştiği mekân.  Üçüncü olarak ziyaret ettiğimiz büyük zat,  Şeyh Kasım İbn-i Abbas yani Peygamber efendimizin akrabası, kendisine en çok benzerlik taşıyan sahabe olarak bilinmektedir. Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğludur. Annesi Ümmü’l-Fazl Lübâbe Bint Hâris el-Hilâliyye, Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan ilk kadın olup Resûl-i Ekrem’in hanımlarından Meymûne’nin kız kardeşidir.

Resûlullah kendisine benzetilen Kusem’i arkadaşlarıyla oynarken görmüş ve bineğinin arkasına bindirmişti.

Kusem Hz. Peygamber’in cenazesi yıkanırken hazır bulunmuş, cesedi sağa sola çevirmiş, Resûlullah’ı kabrine yerleştirmiş ve kabirden en son o çıkmıştı. Bu sebeple Resûl-i Ekrem’e en son dokunan kişi olarak tanınır.

Hz. Hüseyin’in sütkardeşiydi. Hz. Peygamber’den ve babasından, ayrıca kardeşi Fazl ve Talha b. Ubeydullah’tan hadis rivayet etmiş, kendisinden Hânî b. Hânî, Abdülmelik b. Muhammed b. Amr ve Ebû İshak es-Sebîî rivayette bulunmuştur.

Hz. Ali’nin hilâfeti döneminde Mekke valiliğine tayin edilen Kusem onun ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.

Fazilet ve takvâ sahibi olan Kusem, Saîd b. Osman’la birlikte Semerkant seferine katıldı (56/675) ve Semerkant’ta şehid oldu. Merv’de vefat ettiği de belirtilmiştir. Mezarı zamanla ziyaretgâh haline gelmiş, etrafına cami ve medrese yapılmıştır.

Kusem’in Semerkantlılar arasında “Şâh-ı Zinde” (Yaşayan Sultan) diye anılan mezarına Bâbür devrinde Mezar Şah adı verilmiştir.

Şeyh Kasım İbn-i Abbas Hazretlerinin huzuruna vardığında çok değişik bir atmosfer içerisinde ve aynı zamanda değişik bir koku yayılmaktadır. Kabri şeriflerinin hemen sağ taraflarında bir adet çille hane yer alır. Buraya girerek belli bir zaman geçirdik ve hatim dua okuduktan sonra biraz kalbimizi dinledik. Güzel bir koku, güzel bir atmosfer. Bunu ancak yaşayarak görmek gerekir. Başka türlü tarifi mümkün değil.

Yine Semerkand’da Hızır Aleyhisselam’ın sık sık geldiği rivayet edilen Hızır Aleyhisselam camisini ziyaret ettik.

Bu Cami’de olabildiğince eski tarihi yapısına uygun şekilde restore edilmiş ve olabildiğince tarihi yapısına en uygun görünümüne kavuşturularak ziyarete açılmış. Bu caminin en cazip yanı ise Hazreti Hızır Aleyhisselamın buruya her Cuma namaza gelmesi olduğu rivayet edilir.

Güzel bir tepede bölgeye hakim bir yerde olmasının da ayrı bir önemi bulunmaktadır.

Bu ziyaretimizin ardından İmam Buhari Hazretleri’ni ziyaret ettik. Hadis ilmi alanında tartışmasız otorite olarak kabul edilen Buhari, 20 Temmuz 810'da Buhara’da dünyaya geldi. 1149 yılda vefat etti. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, asıl adı Muhammed bin İsmail olan Buhari’nin babası İsmail, Malik bin Enes ve Abdullah bin Mübarek gibi alimlerden hadis öğrenen bir kişidir.

Buhari henüz çocuk yaştayken babasının vefatı üzerine dindar bir kadın olarak bilinen annesi tarafından yetiştirildi. Buhari hazretleri doğduğu zaman kör olarak dünyaya geldi. Annesi üç yıl boyunca oğlunun gözlerinin açılması için dua etti.

Buhari üç yaşına gelince anne duası ve Allah’ın izni ile gözlerine kavuştu. Gözleri açılan Buhari hazretleri ilim tahsiline erken yaşlarda başladı. On yaşına doğru Muhammed b. Selam el-Bikendi, Abdullah b. Muhammed el-Müsnedi gibi Buharalı muhaddislerden hadis öğrenmeye başladı.

On bir yaşlarında iken hocası Dahili'nin rivayet sırasında yaptığı bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekti.

On altı yaşına geldiği zaman İbnü’l-Mübarek ve Veki b. Cerrah'ın kitaplarını tamamen ezberlemişti. Bu sırada annesi ve kardeşi Ahmed ile birlikte hacca gitti. Hac sonrası onlar memleketlerine döndükleri halde Buhari Mekke’de kaldı ve Hallad b. Yahya, Humeydi gibi alimlerden hadis tahsil etti.

Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı. Bağdat, Basra, Belh, Şam, Humus, Kufe, Nişabur gibi birçok ilim merkezine seyahatler yaptı.

Buhari uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş bir kütüphane oluşturdu. Seyahatleri esnasında da kitaplarının önemli bir kısmını yanında taşıdı.

Yazdığı hadisleri yalnızca kitaplara yazmayıp hafızasına da nakşetmiştir. İbn Adi'nin rivayetine göre, Buhari'nin Bağdat'a geldiğini duyan muhaddisler 100 hadisin sened ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye verdiler. Buhari, sorulan her hadisi sened ve metinleriyle doğrusunu söyleyerek ilmi birikimini gösterdi.

Valinin oğlunu okutmadığı için memleketinden sürüldü.

Buhari, sırasıyla Nişabur, Merv ve Buhara'ya gitti. Kendisinden ilim tahsil etmek isteyen herkese bildiğini esirgemeden vermesine rağmen devlet adamlarından uzak durdu

Buhari, Semerkant yakınlarındaki Hartenk kasabasında akrabasına ziyarete gittiği zaman hastalandı ve Semerkant'a gidemedi. 31 Ağustos 870'te ramazan bayramı gecesi vefat etti. Ertesi gün de orada toprağa verildi.

Büyük bir hadis imamı olarak şöhret bulan Buhari aynı zamanda bir fakihtir. Hayatı ve ilmi şahsiyetinden bahseden tabakat kitaplarında kendisinin "fakihlerin efendisi", "bu ümmetin fakihi" ve "Allah'ın yarattığı kullar içerisinde en fakih olanı" diye nitelendirildiği nakledilir.

Eserleri ise El-Camiu's-Saḥiḥ, et-Tariḫu'l-kebir, et-Tariḫu'l-evsaṭ, et-Tariḫu'ṣ-ṣagir, Kitabü'ḍ-Ḍu'afa'i'ṣ-ṣağir, Kitabü'l-Küna, et-Tevariḫ ve'l-ensab, el-Edebü'l-müfred, Ḫalḳu ef'ali'l-ibad, Ref'u'l-yedeyn fi'ṣ-salat. Kitabü'l-Ḳıra'ati ḫalfe'l-imam.

Yine Semerkand’a bağlı Kaşgarderya ilçesinde bulunan Kitap ilçesinde bulunan Silsileyi alide 21. sırada bulunan büyük zat Mevlana Derviş Muhammet hazretlerini ziyaret ettik.

Öncelikle bu ilçenin neden kitap adını verdiğini merak ettim. Mevlena Derviş Muhammedin türbesine bakan ağabeyimiz, Kitap adının ‘’Kift-i  Ab’’ yani Özbek dilinde kift omuzlara denir. Ab da farsça da su anlamına gelmektedir. Yani omuzlardan gelen su iki büyük nehrin birleştiği, geçtiği yer anlamına gelen Kift-i ab, daha sonra bu isim kitap olarak kalmış.

Mevlana Derviş Muhammet hazretleri 1400’lü yıllarda dünyaya geldiği, 1562 yılları arasında vefat ettiği tahmin ediliyor. Silsile-i Ali’nin devamını sağlayan, Türkistan bölgesinde meşhur âlimlerden biri olarak biliniyor. Silsile-i Ali’nin 21. halkasında yer alan zamanın kutbu olarak bilinmektedir.  

Aynı zamanda Peygamber soyundan geldiği ve ilmi kal ve ilmi hal ilmini tamamlamış biri olarak da bilinmektedir. Allah rahmet eylesin ruhu şad mekanı cennet olsun.

Aynı yerde yer alan arasında yaklaşık üç dört kilometrelik bir mesafede ise Mevlana Derviş Muhammet hazretlerinin oğlu Hacce Mevlana Amgani hazretlerini ziyaret ettik. Silsileyi alide 22. Sırada yer alan Mevlana Amgani hazretlerinin kabri şerifleri de büyük bir anıt mezarlığı yapılmış ve çok büyük bir heybet içerisinde duruyordu.

Bu kişilerin ziyaretinde de büyük feyiz alınmaktadır. Burada büyük bir medrese kurmuş ve aynı zamanda 5 bin yıllık bir ulu çınarın bulunduğunu göreceksiniz.

BUHARA 

Ah buhara, ah buhara, seni az dinlemedik ah Buhara. Bu topraklarında atalarımız ilim tahsil etmiş ve aynı zamanda sürekli gelip gittikleri yer, anılarda ve manilerde hep bahsedilen yer, ah Buhara, burası Buhara.

Buhara’da ayağımızın tozu ile ilk ziyaretimiz Çarbekir türbe ziyareti olmuştu. Burada Muhammet İslam, Tavettin Hacan, Ebubekir Said,  Ebubekir Fazıl bulunmaktadır.

Bu kapıdan tüm dünyalık düşüncelerini silerek gireceksin. Nefsini öldürerek iki büklüm olarak gireceksin. Bu kapı edep kapısı bükülmeden geçilmez.

Buhara’da ikinci günümüze ise Abdul Haluk Gucdüvani hazretlerinin ziyareti ile başladık.  Abdülhâlik Gucdüvânî hazretleri Nakşibendi tarikatının öncülerinden din bilgini ve mutasavvıfların şahıdır.

O makale serilerinden Sünnilik Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat İslam'da iman ve akide İslam'ın beş şartı Dört Halife İslam mezhepleri İtikadî mezhepler Dini-Siyasî hareketler Hadis külliyatı eserlerinin sahibi olan Abdülhalık Gucdüvani, Buhara yakınında Gucdevan isminde bir küçük kasabada doğmuştur.

Babası Malatya'dan Orta Asya'ya taşınmış bir fakih'dir. Buhara'da tefsir eğitimi alırken Nakşibendi tarikatının silsilesinde yer alan Yusuf Hamedani ile tanıştı. Hamedani'den Nakşibendi tarikatını öğrendi ve daha sonra Nakşibendi tarikatını sistemleştirerek, genişletti.


Farsçada "Kelimat-ı kudsiye" denilen On bir ana tarikat kuralını Nakşibendi tarikat kuralı haline getirmiştir. 1179 yılında Gucdevan'da vefat etti.   

Bu türbeleri ziyaret ettikten sonra sırasıyla Arifi Rivgiri hazretleri, Muhmudi İnciri Fevgani hazretleri, Muhammet Baba Semasi hazretleri, Ali Ramatani hazretleri, Seyit Emin Külali ve Hazreti Bahaveddin Şahı Nakşbendi hazretlerini ziyaret ettik.

Bahaveddin Şahı Nakşbendi hazretleri 1318 yılında Buhara yakınlarında daha sonra Kasrıârifân adını alan Kasrıhindûvân köyünde dünyaya geldi. Bahâeddin Şahı Nakşibendi hazretleri üç günlük bebek iken o sırada doğduğu köyde bulunan dedesinin mürşidi Baba Muhammed Semmâsî tarafından mânevî evlât olarak kabul edildi.


BAHAEDDİN ŞAHI NAKŞİBENDİ


Bahâeddin Nakşibend uzun yıllar Emîr Külâl’in yanında kaldı. Henüz kemale ulaşmadığı halde halinden memnun görünmesi üzerine mürşidi onu tekkeye abdest suyu taşımakla görevlendirdi. Tarikat âdâb ve erkânını öğrendiği bu dönemde gördüğü bir rüya üzerine, kendisinin doğumundan yaklaşık bir asır önce vefat etmiş olan Abdülhâliḳ-ı Gucdüvânî’nin ruhaniyetine intisap etti ve Üveysî lakabını aldı. Onun ayrıca uzun yıllar Hakîm et-Tirmizî’nin ruhaniyetinden faydalanması da Üveysîliği ile ilgilidir.

Bir gün Buhara’da mezarları dolaşırken yakın zamanda vefat eden Semmâsî’den Gucdüvânî’ye kadar ulaşan sûfîleri mâna âleminde müşahede etti. Bu sırada Gucdüvânî kendisine dinin emir ve yasaklarına uymasını, ruhsatlara ilgi göstermemesini, azîmetlere sadık kalmasını, Hz. Peygamber ve ashabının yolundan gitmesini tavsiye etmiştir. Bu olay Bahâeddin’in ruhî hayatında büyük bir değişiklik yaparak cehrî zikirden hafî zikre yönelmesine yol açtı.

Bahâeddin’in bu olaydan sonra Emîr Külâl’in mürid halkasından ayrılarak kendisini yalnız hafî zikre vermeye başlaması dervişler arasında tartışmalara ve memnuniyetsizliklere sebep oldu. Fakat şeyhi Emîr Külâl’e gösterdiği saygıda bir değişiklik olmadı ve onun gittikçe artan iltifatını kazandı.

Emîr Külâl de müridlerine Bahâeddin’e karşı olan bu tutumlarının yanlış olduğunu söyleyerek onu savundu. Emîr Külâl, doğduğu Sûhârî köyünde yapılan bir camiye tuğla taşımakta olan Bahâeddin’i çağırarak sülûkünü tamamladığını, artık Türk ve Tacik bütün şeyhlerden faydalanabileceğini söyledi.

Bundan sonra Hâce Bahâeddin şeyhinin bir diğer müridi Mevlânâ Ârif Dikgerânî’nin sohbetlerine katıldı. Daha sonra Yûsuf el-Hamedânî’nin neslinden Yeseviyye tarikatı mensubu iki Türk şeyh ile ilgi kurdu.

Buhara ile Bahâeddin Nakşibend arasında kurulan mânevî bağ o kadar kuvvetli olmuştur ki Buharalılar onu “Hâce-i belâ-gerdân” (belayı defeden hâce) diye anmışlar ve şehrin mânevî koruyucusu saymışlardır. Bahâeddin’in mânevî varlığı Buhara’nın bütün Orta Asya müslümanları için bir ilim ve kutsiyet merkezi haline gelmesinde önemli bir faktör olmuştur.

Bahâeddin kurduğu tarikatın mensuplarınca özellikle Türkiye’de Şâh-ı Nakşibend unvanıyla tanınır. Nakşibend unvanın devamlı yapılan hafî zikrin kalpte bıraktığı “nakş”a ize bir işaret olduğu söylenmiş ve bu yorum genel kabul görülmektedir.

ÇAR MİNARE CAMİİ

Daha sonra Çar Minare adını taşıyan Çar Minare Camisini ziyaret ettik. Bu Caminin de Halife Niyazkul Baba hazretleri tarafından bir gecede inşaat ettikleri rivayet edilmektedir.

Halife Niyazkul Baba bir iki sofusu ile cami yapmak için el arabası ve küreklerle çalışmaya başlayar. Halife Niyazkul babanın günlerce birkaç tane sofusu ile yer kazdığını çamur hazırladıklarını gören meraklı insanlar sorarlar. Ne yapıyorsun pirim diye. Halifde cami yapmaya başladıklarını söyler. Niyazkul babanın bir iki sofu ile bu yaptığı işin iş olmadığın, babanın kafayı yediğini düşünürler.

Bu olay dönemin emirinin kulağına kadar gider. Dönemin Emiri Halife Niyazkul babanın yanına gelerek, Pirim ne yapıyorsun diye sorar. Niyazkul baba da cami yaptığını söyler. Emir bu iki üç sofu ile ne yapabilirsin bıkar bu işleri biz hal ederiz der.

Halife buna kızar. Derki bara izin ver bir gecede hal edeyim der. Emir merak eder nasıl yani diye sorar. Halifa bir gece müsaade ister. Bir gece kimse sokağa çıkmasın ve aynı zamanda dışarı dahi bakmasın der. Bu isteğini emire bildirir. Emirde kabil eder. Bir gece sokağa çıkma yasağı uyguların. O gece aşırı derecede bir rüzgar, çok şiddetli gürültüler ve sesler başlar. Tabi bizim gibi bir meraklı pencereden kafasını çıkararak görmek ister. O gece o adamın kafası yerinden uçar ölür.

Ertesi gün bu gördüğümüz ihtişamlı caminin inşa edildiğini görürler.

Rivayete göre Halife Niyazkul babanın kerameti, cin ve perilerin inşaa ettiğine inanılmaktadır.

Bu caminin hikayesi de böyle işte.  

MEDRESE GÖGELDAŞ

Son ziyaretimiz de Taşkent’te Medresi Gögeldaş olmuştur. Bu merdresedi ise büyük dedemiz Halife Kızılayak hazretleri eğitim almış ve aynı zamanda medrese eğitimini buruda tamamlamıştır. Burada eğitim aldığı dönemlerde üstadları tarafından fark edilir. Çünki çok zekalı ve dikkat çeken bir talebe olduğu bilinmektedir.

Sekiz yaşından itibaren beş vakit namazını terk etmeyen Halife Kızılayak hazretlerinin medrese eğitimini de üstün bir derece ile okuduğunu gören ve ayna zamanda parlak bir öğrenci olduğu hissedilen Halife Kızılayak abutnazarın ünü dönemin emiri Buhara emirine kadar ulaşır.

Buhara emiri huzuruna çağırarak kendisine kadılık teklif edecektir. Halife Abutnazar Kızılayak, bu teklifin çok ağır bir yük getireceğini düşünerek teklifi red eder. Daha sonra emirden çakinerek bölgeden ayrılır ve hatta Afgan topraklarına geçerek orada yine medrese ve dini eğitimini pekiştirecektir.

Medrese Gögeldaş’ta halen aynı şekilde medrese eğitiminin devam ettiğini gördük burası restore edildikten sonra aynı şekilde Kur-an, Tecvid, Tefsir, İslam Tarihi, Akaid, Hadis, fıkıh, Mantık, Hitabet, Blağat Arap dili, Hattatlık, Rus ihgiliz ve Felsefe Özbek tarihi, mezhepler ve dini ilimler verilmektedir.

Buranın orijinal hali korunarak yeniden canlı tutulması insana apayrı bir duygu veriyor. Yine Taşkent’ten ayrılmadan önce Hace Ahmet Yesevi hazretlerinin en çok sevdiği torunun türbesi olan Zengi Ata türbesini de ziyaret ettik.

Aynı zamanda Hz. Osman’ın şehit edildiği esnada okuduğu Kuran-ı Şerif olduğu söylenen Kuran’ın sergilendiği müzeyi de ziyaret ettik. Kuran üzerinde Hz. Osman’ın kan izlerinin hala olduğunu gördük.

Özbekistan ziyaretimiz çok verimli geçti. İnşallah Horezem taraflarına da gitmek nasip etsin. Bir sonraki ziyaretlerimiz buraları olacaktır.

(Hazırlayan: Muhammet Osman Mahdum)