22 Eylül 2010 Çarşamba

KEMMAĞAL
Gövünde gam bolup bir gazal aytsam, bolandır yaranlar acap zamana.
Hemişe çektiğin gaygıdır elem, dünyada kemmağal girmedi sana.

Kemmağalın işi mıdam teşvişdir, Bayların yanında kemmağal hiçdir.
Herkim puldar bolsa merdime pişdir. Bakmazlar adamın yağşi yamanına.

Kim kemmağal bolsa biy-gayrat, Nire barsan dilep geldi-diyr hayrat.
Gıyn boldi kemmağal sürmene ovkat, kemmağalın gövni galdi dumana.

Kemmağal ağızlasa bazardan bir zat, nesiyemi naht mi sorarlar şul zat.
Merek bolsun ortadan gitdi bir zat, puldar alsa diyerler müberek cana.

Baya diyerler Esselamu alayküm, kemmağal diyerler tizrak bolsun güm.
Duşundan ötinçe oturalar ümsüm, El uzadıp atsam diyip kemana.

Sen muteber, malu dünyan bar bolsa, eğerde çi himmetin kança dar bolsa.
Maslahat dilerler sehel ker bolsa, Eğer çi etmesen hayrı ihsan hem.

Puldar pulun göter pulum köp diyip, kemmağal adamlar bolsun dep diyip.
Acal dolsa bir gün güzer püf diyip, barhem bolsa gider yok hem biryana.

Kemmağaldan bolsa Rüsdemdek palvan, lengini lövüp dirler şanni ol zaman.
Adamlık sanına goşulmaz asan, eğerçi, ol bolsa sahip gıranın.

Özün dana sayar dünyadar adam, köp temenna bilen taşlayer gadam.
Akıl bilen dövlet etdim diyip cem, takdira diyip gövnü geçmez gümana.

Niçeler pahir diyr men puldar diyip, bi pul bilen gezmekliğimiz ar diyip.
Neemesi bar ol manlayın yar diyip, Yad etmezler kıyamata gitmene.

Ehli dünya cipeten hedis habardır, taliba taliba ıyzında bardır.
Türki sözle dünya maslık mürdardır. Maslık islep gider item her yana......
(Rüstem Muhlis)

20 Eylül 2010 Pazartesi

TÜRKİSTAN PİLAVI


Özellikle ''Türkistan Pilavı'' ismini kullanmak istiyorum, bu vereceğim pilavı Orta Asya'da her yöre kendi ismi ile kullanmaktadır. Özbekler ''Özbek Pilavı'' Türkmenler ''Türkmen Pilavı'' Afganlar dahi ''Afgan Pilavı'' diye ad vermişlerdir.
Asıl işin doğrusu, tıpla ilgili birçok eser kaleme almış; özellikle kalp damar sistemi ile ilgili yapmış olduğu çalışmalarla dikkat çeken İbn Sînâ, ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerin yaratıcısıdır. İşte bu ilaç terkiplerinden biri olan ''Türkistan Pilavı'' da tıbbın babası İbn Sina tarafından bir hasta için ilaç tarif olarak verilmiştir. Hasta iyileşmesine rağmen, çok lezzetli gelen bu tarifi sürekli olarak pişirmeye ve ilacı kullanmaya devam eder.
Hastanın kullandığı bu tarifi zamanla komşuları da dener. Zamanla yöre halkına yayılır, yıllar sonra bu tarif, kıtaya yayılır ve Orta Asya'da en yaygın pişirilen yemekler listesine girer. Bolşevik ihtilali ile Afganistan topraklarına yerleşen Türk halkı, bu güzel yemek tarifini yöre halkına da öğretirler. Zaman gelir bu pilav Türkmen pilavı diyerek pişirilir. Zaman gelir Özbek pilavı diyerek, zaman gelir, Afgan pilavı adı ile pişirilir. Tarifi ve yapılışı aynı olan bu pilavın ortak bir ismi vardır bence, oda ''Türkistan Pilavı''dır.
Türkistan pilavını en iyi şekilde tarif eden ve yorumlayan Afganistan'ın son yetiştirdiği nadide şairlerinden Türkmen asıllı Rüstem Muhlis'in şu dörtlükleri ile tanışmanızı istiyorum.
BARÇA NİMETDİR PALAV

Yaranlar Palavun vaspındiyeli,
Barça nimetlerden yağşidır palaov.
İnşallasa nesip bolsa iyeli,
Barça nimetlerden yağşidır palaov.

Encamın barıni kemsiz duş edip.
Gövne gam getirmen vahti hoş edip.
Taripın aydayın yörek coş edip.
Barça nimetlerden yağşidır palav.

Ozalda aydali yağından başlap.
Yol bilen yöriyle barmani duşlap.
Yörekden gussani bertarap taşlap.
Barça nimatlardan yağşidır palaov.

Göşdi goyun göşdi bolsa şirbazi,
Törtden bir taşlanar keşir piyazi.
Aşpezine duşup onasa özi,
Barça nimatlardan yağşidır palaov.

Bürünci ak bürünç yağşisi bolsa,
Mehnedin köydürer gerpesi bolsa.
Tağam iymek dilden hövesin bolsa,
Barça niymatlardan yağşidır palaov.

Bişirse bir angli aşpez duş bolip,
Ağzına yakar ol cana noş bolip.
İyseniz zovk edip, gönül hoş edip,
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

Birhili aşpez bişir, guri çot bilen,
Bürüncün anıni çaşir, ot bilen.
Encamın puluni alsan zut bilen,
Barça nıymatlardan yağşidır palav.

Birhili, bürünci gaynadır ala,
Garcap bişir köce yali hem ala.
Birhili puhdalap yetir kemala,
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

Yağşi sazlap köydürseler yağıni,
Göşüni salsalar bilep çağınni.
Yetirseler piyazının dağıni,
Barça nıymatlardan yağşidır palav.

Abirovğan gaynatsalar bir meydan,
Bısmıllah diyip iysen, bolmasın şeytan.
Gozganman iyseniz, olturgan caydan,
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

Şabırdadıp bürüncüni gaynadip,
Gören adamların gözün yaynadip.
Mecum zatın barın köp tayın edip,
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

İysenizler beş tört ülpet cem bolip,
Nee ülpet adamlar, munda güm bolip.
Yörek ağrinına parir em bolip,
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

Aşlık keseline bolar devayi,
Çeynesen lezzet biyr, iydiğin tayi.
Üstüne içseniz, Şannayi çayi,
Barça nıymatlardan yağşidır palov.

Toy sadaka bolsa, şunu bişirler.
Cem bolup gelendir, cevanı pirler.
Cümle adam gelip, noşedip iyerler.
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.

Rüstem dir Palaova bağladım dastan,
Huda ayırmasın, yar bilen dosdan.
Nesip etse zimistani, tabıstan.
Barça nıymatlardan yağşidır palaov.


TÜRKİSTAN PİLAVI'NIN TARİFİ

1 kg. iri kuşbaşı kuzu et
1.5 kg pirinç
250 g domates
250 g havuç
3 baş soğan
4 diş sarımsak
sıvı yağ
tuz

Öncelikle pişireceğimiz kuşbaşı şeklinde doğranmış etimizi güzelce yıkanır. Pilava ilave edeceğimiz soğanlar soyulduktan sonra ince ince doğranır. Havuçlar da soyulduktan sonra, havuç boydan ikiye kesilir ve ince uzun bir şekilde doğranır. Pilava ilave edeceğimiz domatesler de güzelce yıkandıktan sonra ufak ufak doğranır ve pirincimizi de büyük bir kabın içinde üç defa güzelce yıkarız. Yıkadığımız pirinci kabın içinde bolca su içerisinde bekletiriz.
Şimdi pilavımızı pişireceğimiz tencereyi ocağın üzerine koyar, şayet ıslaksa biraz sıcak ocakta bekleterek kurumasını bekleriz. Kazanımız kuruduktan sonra, göz hesabı ile 300 g ay çiçek yağımızı tencereye dökeriz. İyice ısınan yağdan çok hafif dumanlar çıkar, tam o zaman avucumuza alacağımız tuzu biraz su ile ıslatarak tencereye atarız. ''cos'' diye bir ses çıkar. Bu yaptığımız uygulama, yağda bulunan kalori gücünün düşmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda pilavı yiyen kişi yağdan rahatsız olmayacaktır.
Yağımız iyice yandıktan sonra hazırladığımız kuşbaşı eti tencereye atarız. İyice kızardıktan sonra soğan atarız. Soğanımız çok kavrulmadan, hafif kızardığını gördüğümüz an domatesi ilave ederiz. Biraz su da ilave ettikten sonra etimizle birlikte beş on dakika kaynatırız. Bu kaynama uzadıkça etimiz daha iyi pişecektir ve etin çektiği su oranını da biraz daha ilave edebiliriz.
Etin iyice piştiğine emin olduktan sonra, biraz su daha ilave eder, doğradığımız havuçu da atarız. Havucun hafif yumuşadığını gördüğümüz zaman, yıkamış olduğumuz ve suda bekletilen pirincin suyunu döker, üzerine yeniden kaynar su ilave ederek bir sudan geçiririz. Tekrar kaynar suyu da pirincimizden iyice süzerek döktükten sonra, tencerede hazırladığımız ''Rovğan'' adını verdiğimiz et, soğan, domates ve havuçtan hazırladığımız roğanın üzerine iyice yerleştiririz.
Artık altında kalan etli kısıma hiç dokunmadan pirincimizi güzelce üzerine kapatır ve pirincin üzerine bir miktar tuz ektikten sonra yeniden kaynar su ilave ederiz. Burada ölçü ''Baldo'' pirinç ise parmak boğumumuzun yarısını geçmeyecek şekilde su ilave edeniz. Hint pirinci ise o zaman bir boğum kadar su ilave edilebilir.
Suyumuzu da döktükten sonra alttaki etli karışımı hiç rahatsız etmeyecek şekilde pirincimiz kaynatılır ve suyu iyice çekinceye kadar devam eder. Burada dilersek, pirinci demlemeden önce üzerine bir miktar kuru üzüm atar, yada biraz çam fıstığı atar demleyebiliriz.
Pirincimiz suyunu iyice çektikten sonra, tencerenin üzeri kapatılır ve ve 20 dakika çok kısık ateşle bekletilir. 20-25 dakika sonra tencere açılır, üzerine üzüm ilave etmişsek üzüm bir kenara toplanarak alınır ve bir küçük bir tabağa alınır. Pilav üzerinde üzüm istemeyen olabilir onun için isteğe bağlı koyabilirsiniz.
Pilavın pirinci büyük bir tabağa alınır, en son altında kalan etli kısım, yani roğan kısımı da pirincin üzerine alınır. Pişirilirken et karışımlı kısım altta olacak şekilde pişirilir. Yenilirken ise pirinç altta etli kısım üstte olur. Bu uygulama sayesinde et, domates, soğan ve havucun tüm lezzeti pirince sinmesi sağlanır.
(Hazırlayan: Osman Mahdum)

16 Eylül 2010 Perşembe


ABDULKERİM MAHDUM'UN ŞİİR KİTABI YAYIMLANDI

Hayatının muhtelif safhalarında, çeşitli badireler yaşayan, Afganistan Türkleri'nin Lideri ve akil adamı Abdulkerim Mahdum'un; yıllar içerisinde vitrinlerin altında kalmaya yüz tutmuş, arşivlerinin arasında toz tutan şiir ve düşünceleri gün yüzüne çıkarılarak tek çatı altına toplanıp kitap haline getirildi.
Hayatını, tüm olumsuzluklara rağmen halkına adayan Abdulkerim Mahdum, gün geldi ağabeyinin ''şehitlik'' haberi ile sarsıldı. Ardından, kardeşi, Kemalettin Mahdum'un 'şehadet şerbeti' içmesi ve naaşının bir buçuk yıl içerisinde aramalardan sonra yerinin mucizevi denecek şekilde bulunması onu onulmaz acıların kıskacına bırakmıştı.
Son olarak, Taliban örgütü milislerince en küçük kardeşinin katledilmesi sonrasında yıkılan Mahdum, bahşedilen ömrünü, başından geçen olayları ve yaşadığı badireleri kaleme alarak kitap haline getirdi.
Abdulkerim Mahdum'un kaleme aldığı ve Kabil'de Arap alfabesi ile yayımlanan şiir topluluğu kitabında, dedesi Türkistan'ın Manevi önderi Halife Kızılayak, babası Seracettin Mahdum ve öz geçmişinden de çeşitli notlar yer almış.

GEÇER İNŞALLAH

Afganistan'da teze bolan çağalar,
Ganli günler sizden geçer inşallah.
Gaygırmanlar şöyle güni babalar,
Ganli günler sizden geçer inşallah.

Gün güllese geçmekliği gıyn bolmaz.
Zalım yolu bilen bu yol din bolmaz.
Yörekde ğalasa şu yol kıyn bolmaz.
Ganli günler sizden geçer inşallah.

Günasız kusursuz kiçik yaş oğlan,
Haysi ümit bilen eneden doğulan,
Yoksuzluk safalat içinde boğulan,
Ganli günler sizden geçer inşallah.

Pakıyr dir çağalara bu sözü,
Dünya halklarının açılsa gözi.
Çağa diyip bela diyip dağ bile duziy,
Ganli günler sizden geçer inşallah.

1998 Tokat/Yeşilyurt
(Hazırlayan: osman mahdum)

15 Eylül 2010 Çarşamba

(Abdulkerim Mahdum)

TOKAT TÜRKMENLERİ

Tokat ilinin Yeşilyurt ilçesinde yaşayan fakat Türkiye’ye Afganistan’dan göç etmiş olan Abdülkerim Mahdum Bey ve Türkmen soydaşlarımızı yaptığımız görüşmeler neticesindeki izlenimlerimizi köşemize taşımaktan onur duyuyoruz.
Öncelikle Abdülkerim Mahdum beyle alakalı bir hatırayı paylaşarak onu daha daha yakından ve çarpıcı bir şekilde tanımanızı arzu ediyorum.1986 yılında Tokattaki ülkücü ağabeylerimiz kendisi ile görüşmeye gitmişler. Sohbet esnasında kendisine tabi olan halkı ile alakalı bir soru sorulduğu esnada Afganlı yakıştırması kullanırken Abdülkerim Mahdum Bey’in ani bir tepkisi ile karşılaşıyorlar. Mahdum bey, ben Afganlı değilim, halkım da değil diyor ve elindeki aile şeceresini onlara gösteriyor. Buna müteakiben diyor ki; benim elimdeki soy kütüğümde atalarım Oğuz Kağan’a kadar dayanıyor diyor ve hiddetle ekliyor siz üç göbek atanızı sayabiliyor musunuz? Ülkücü ağabeylerimiz Mahdum Beyin bu milli hassasiyeti karşısında mahcubiyetle özür diliyor ve hemen hitaplarını düzeltiyorlar. Aslında bu diğer tüm Afganistan’ın Türk asıllı mültecilerinin karşılaştığı vahim bir tablodur.
Mahdum Bey’in mensup olduğu büyük aşiret 1917 ye kadar Türkmenistan’ın Kızılayak bölgesinde yaşıyordu. Rusların bölgeyi işgal çabası karşısında Mahdum Beyin dedesi cihat kararı alıyor ve 1922′ye kadar Ruslarla kıyasıya mücadele ediyor. Mühimmat sıkıntısı Türkmenlerde yoğun olarak baş gösterince hicret etme kararı alınıyor, istikamet Afganistan seçiliyor ve büyük göç başlıyor. Bu olay Afganistan tarihine önemli bir hadise olarak geçip Afganistan tarih kitaplarında yerini alıyor. Göçün hacmi bölgenin nüfus yoğunluğu göz önüne alındığında bölgenin demografik yapısını kökten değiştirecek türden bir hal arz ediyor, zira göç nüfusu takriben iki yüz bin askerden oluşuyor. Bu da Mahtum Bey’in ailesinin nüfuz alanının ne kadar geniş olduğunu bize gösteriyor. Göç ettikleri yere de kendi aşiret adları olan Kızılayak adını veriyorlar.1943 yılına gelindiğinde Mahdum Bey dünyaya geliyor. Mektep eğitimi tamamlayıp medrese eğitimine başlıyor. O yıllarda babası ve dedesi vefat ediyor ve henüz medrese eğitimini tamamlamamışken halkının baskılarına dayanamayıp1969-1970′li yıllarda milletvekili oluyor. Yaptığı icraatlar ise Türk milliyetliğine derinden hizmet eden icraatlar
mesela Türkçe eğitim, Türkçe radyo ve gazete bu yıllarda vücut buluyor. Ancak o yıllarda Davut Han, Kral Zahir Şahı devirip iktidarı ele alıyor. Devlet Davuthanı Mahdum Beye görev teklif ediyor, ancak teklif Mahdum Bey tarafından reddediliyor.1977′de bir Molla Cuma isimli elçiyi rahmetli başbuğumuzun huzuruna gönderiyor. O yıllarda Mahdum Bey Afganistan’da Erkin Türkistan İslam Partisini kuruyor. Partini amblemi BOZKURT! Köyde geçen yılları takiben Mahdum Bey nihayet 1978′de Türkiye’ye ziyarete geliyor. Afganistan yıllarında dahi sürekli irtibat halinde olduğu merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey ile görüşüyor. Vardıkları mutabakat çerçevesinde her yıl 250 Afganistan Türkmenini Türkiye’ye daha doğrusu başbuğumuza emanet edip Türkiye’de eğitim almaları kararına varılıyor. Dönemin siyasilerinden Ecevit ve Demirel’le de görüşüp Afganistan’a dönme kararı alıyor. 1978 Türkiye dönüşü Afganistan yeniden kaynayan kazan haline geliyor ve Nur Muhammed’in Terakki Hareketi Davut Hanı deviriyor. Bu olayların üzerine Manisa Salihlide yaşayan Kazak liderleri onun Afganistan’a dönmesine razı olmuyor ancak ısrarlı tutumu karşısında müsaade etme durumunda kalıyorlar. afganistana döndükten 2 ay sonra terakki gücü tarafından tutuklanıyor ve sorguya maruz kalıyor. Sorguda Türkiye cumhuriyetiyle münasebetleri sık sık gündeme
getiriliyor. Mahdum Beyi zor durumda bırakmak
ve onu idam sehpasına göndermek için olmadık senaryolar üretiyorlar. Hatta 2 kez de idam sehpasına çıkartıyorlar. Sorgularda Türkiye’deki münasebetlerine şu cümleyle açıklıyor “Türkiye Cumhuriyetine akrabalarımı ziyaret gittim. Akrabam kim mi diye soracak olursanız 50 milyon tane var, hangi birisini sayayım”.14 aylık cezaevi süresince devam eden yıldırma yöntemleri sonuç vermiyor. Afganistan’da yeni bir devrim sonucu Babrek Karimal iktidara geliyor ve Mahdum Bey cezaevinden çıkıyor.
Ceza evinden çıktından sonra, Ruslarla mücadele yolları arayan Mahdum Bey dönemin devlet başkanı Babrek Karimal tarafından huzura çağrılıp muhabbetle karşılanıyor. Üst düzey parlamento görevleri tekliflerine rağmen Pakistan sınırına yakın bölgelerde görev almak istediğini belirtiyor. Asıl amacı Pakistan’a geçmek ve silah yardımı alıp Afganistan’da bir Türk ihtilali vasıtasıyla Ruslarla savaşmak olan Mahdum Bey istediği görevi alıyor.12 Eylül 1980 tarihinde Pakistan’a geçmeyi başarıyor. Kendisine Pakistan devleti tarafından ev tahsis ediliyor ve maaş bağlanıyor fakat silah yardımı talebi reddediliyor. Gönlünde sürekli olarak Afganistan’da savaşma iştiyakı olan Mahdum Bey, Afganistan’a geri dönemeyeceğini idrak ettikten sonra Pakistan’ın ev ve maaş yardımı teklifini reddedip Afganistan içerisinde yaşayan Türk soylu muhacirler adına Türkiye’ye iltica talebinde bulunuyor. Ancak teklifi kabul görmüyor ve Türkiye’ye gelme kararı alıyor.12 Eylül ihtilalinin akabinde gelen Mahtun Bey, Başbuğ Alparslan Türkeş cezaevinde olduğu için görüşemiyor. O sıralar göz hapsinde olan Süleyman Demirel’in yanına gidiyor ve Süleyman Demirel daha öncede zikrettiğimiz üzere Afganistan’da iki defa idam sehpasında yargılanan Mahdum Bey’e “Senin öldüğünü, idam olduğunu zannediyordum” cevabını alıyor. Daha sonra Manisa’daki Kazak arkadaşlarıyla görüşen Mahdum Bey, Hamza Uçar isimli arkadaşı
vasıtasıyla Tatar kökenli olan Ahmet İhsan Kırımlı isimli bir doktorla görüşüyor ve kendisi tarafından “Bir yardım isterseniz Pakistan’a gönderebilirim ve yazacağınız dilekçeyi Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in yaverine iletebilirim” yanıtını alıyor. Dilekçesini yazdırmak için gittiği arzuhalci dilekçeyi yazarken gözlerinden yaş geliyor ve Mahdum Bey’in ücretin ne kadar olduğu sorusuna “Bırakın sizden ücret almayı, elimden gelse para yardımında bulunmak isterdim” yanıtını alıyor. Bütün bunlar yaşanırken Pakistan’da yaşayan Türklerin ileri gelenleri siyasi parti kurmak için Mahdum Bey’den yardım istiyorlar. Kurulacak olan partide yetkili görev verilememesi kaydıyla yardım edebileceğini yardımcı olabileceğini zira kendisinin bu coğrafyada Türk Faşisti ve Panturanist olarak itham edildiğini ve bununda partiye zarar vereceğini söyleyen Mahdum Bey yoğun ısrarlara maruz kalıyor ve kendi kontrolü dışında partiye Genel Başkan oluyor. Partinin adını ise Afganistan Kuzey Vilayetleri İslami Birliği olarak belirliyorlar. Türkiye’ye 1981 yılında tekrar geliyor ve zamanının Başbakan Yardımcısı olan Turgut Özal’la görüşüyor ve Pakistan’a geri dönüyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren Pakistan ziyareti esnasında ve Mahdum Bey’i Büyükelçiliğe çağırıyor. Kenan Evren tarafından büyük bir saygıyla karşılaşan Mahdum Bey, Kenan Evren’in bu tavrı karşısında çok etkileniyor. Büyükelçi, iltica talebi dosyasını Kenan Evren’in önüne koyuyor ve dilekçeyi Kenan Evren imzalıyor. Müjdeli haberi halkına ilan ettikten sonra göçmen listesini hazırlattırıyor ve 6000 kişinin Türkiye’ye iltica etmesini sağlıyor.
Türkmenlerin geleneklerine göz attığımızda ise bizim geleneklerimizle olan yakınlığını rahatlıkla görebiliyoruz. Türkmenlerde yeni doğmuş bebeğin şerefine doğum yemeği veriliyor. Bebeğin dişi çıktığı vakit köyün kadınları mısır patlatıyorlar ve köylülere dağıtıyorlar. Bebek yürüdüğü vakit ise çörek yapılıp dağıtılıyor. Çocuklar mektebe gitmeden önce nazar değmesin diye boyunlarına göz boncuğuyla dizilen bir kolye takılıyor. Türkmenlerde evlenme yaşına gelmiş bir delikanlı bir kıza gönlü varsa bunu ailesine iletiyor. Oğlan tarafı bir kadın gönderip kızın oğlana meyilli olup olmadığını öğreniyor.Sonuç müspet olduğu takdirde oğlan tarafı kız tarafına bizde olduğu gibi istemeye gidiyor.Kız isteme merasiminden sonra kızın babası hanımını kızın yanına göndertip kızın isteyip istemediğini öğreniyor. Kız rıza gösterdiği takdirde başlık parası belirleniyor.Oğlan tarafı düğünden 10 gün önce hediyeler götürüyor ve buna Türkmenler “dokuzluk” adı veriyorlar.Kız tarafı ise katmer yapıp oğlan tarafına gönderiyor.Düğünde bol altın takılıyor,para vermesi için damadın kalpağı çalınıyor,30-40 koyun kesiliyor.Bir Türkmen düğünü Mahtun Bey’in ifadesiyle bugünün 200.000.000YTL’sine tekabül etmektedir.Türkmenlerde de kız kaçırma olayları mevcut. Eğer babası kızını sormadan bir başkasına nişanlarsa kız gönlü olduğu bir başkasına kaçıyor.Türkmenlerde ölümden sonra ölen için sadaka veriliyor.Namaz borcu olarak her zaman ölüm yıldönümünde ihtiyacı olan birine altın veya para veriyorlar.Ölünün ardından bizde de olduğu gibi 3-7-40, ve her yıl dönümü günlerinde Kur’an okuyorlar ve ölen kişiye dua ediyorlar. Bize Afganistan Türkmenlerinin geleneklerini ve kendi hayat çerçevesi içerisinde Afganistan’ın Türk soylu mültecilerinin göçünü anlatan Han soyuna mensup yaşayan bir kahraman olan Sayın Abdülkerim Mahtun Bey’e ve Tokatlı ülküdaşlarımıza sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Tanrı Türkü Korusun
Oğuzhan Çelik / Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı / Genel Bşk.Yrd
(Kaynak: Gün Türk)


22 Ağustos 2010 Pazar

BÜYÜKELÇİ MEMDUH ŞEVKET ESENDAL'I GÜNEY TÜRKİSTAN TÜRKLERİ OLARAK DAİMA MİNNETLE YAD ETMELİYİZ
Biz güney Türkistan ahalisi olarak, Milletvekili, Yazar ve Büyükelçi Memduh Şevket Esendal'ı daime minnet ve şükranla anmaktayız.
O bizim adeta bir kurtarıcımız, bağımsızlık ve özgürlük mücadelecesi olan biz halka, en dar günümüzde yüce Türk halkının sıcak elini göstererek Afgan topraklarında himaye etmiştir.
Sayın Rıza Bekin'in, Büyükelçi Memduh Şevket Esendal hakkında hazırlamış olduğu şu yazıyı her Güney Türksitan'lı gençlerin mutlaka okumasını istiyorum.
1919-1920'li yıllarında Rusların Afgan Hükümetine büyük baskıları vardı. Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız (özellikle Türkmenistan ve Özbekistan’dan) büyük kitleler halinde kaçarak Afganistan’a sığınıyorlardı. Bolşevik ihtilaline karşı direnen ve elinde yeterli miktarda mühimatı kalmadığı ve komünist zulmünden kaçan bu kardeşlerimiz sınıra yakın bir bölgede bekletilmişlerdi.
Moskova, bunların iadesini talep etmiş, Afgan hükümetinden olayı öğrenen büyükelçi Memduh Şevket Esendal, durumu derhâl Ankara’ya bildiriyor ve akabinde Başbakan Serdar Haşim Han’a giderek bu konu hakkında görüş alışverişinde bulunuyor.
Esendal, bu insanların yetenekli, tahsilli, tüccar ve çiftçi olduklarını ve gelecekte bu insanların Afganistan’ın gelişmesine büyük katkılar sağlayabileceğini ifade ederek, bu kardeşlerimizin Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz bölgesinde iskân edilmelerini sağlamıştır.
Esendal, yıllar sonra bu fikirlerinde haklı çıkmıştır. Kunduz bölgesi bu çalışkan ve yetenekli insanlar sayesinde ekonomik açıdan canlanmıştır. Dünyaca meşhur astragan kürk üretimi bu sığınmacı Türkler sayesinde gelişmiş ve Afganistan’ın başlıca ihraç ürünü olmuştur. Memduh Şevket Esendal, Sovyetlerden kaçarak Afganistan’a sığının Türklerin kuzey bölgesine yerleşmelerini sağlamakla bu bölgede Güney Türkistan’ın doğmasına vesile olmuştur.
Afgan Türklerinden olup, askeri okullarda öğrenim gören Özbek ve Türkmen öğrencilerin Kabil’deki askeri okullardan çıkarılmaları, kayıtlarının silinmesi için, Moskova, Afgan hükümetine baskı yapmış, nota vermiştir. Baskılara dayanamayan Afgan hükümeti bu Türk kökenli öğrencileri okullardan atmıştır. Bu öğrencilerin büyük bölümü Esendal tarafından Türkiye’ye gönderilmiş. Bu öğrencilerin çoğu albay rütbesine kadar yükselmiş, bir kısmı diğer üniversitelere geçiş yaparak profesör ve doktor olmuşlardır.
Örneğin; Türkmen aşiret reislerinden birinin oğlu olan Nizamettin Alatlı, Harp Okulunda okumuş, topçu subayı olarak Türk ordusunda uzun yıllar hizmet etmiş, albaylıktan emekli olmuştur.