25 Mayıs 2014 Pazar

ÜSTADIN DUASI
Çıktı
 
Hiç bir karşılık beklemeden yapılan hayır, en makbul hayırdır. Allah rızası için yapılan hizmetin de asla karşılıksız kalmayacağı bir aşikardır. Özellikle ihlas ile yapılan hizmet ve hayr ise arş-ı Ala'da geri çevrilmesi mümkün değildir.
Birde hizmet ettiğin şahıs, seni en iyi şekilde yetiştiren üstadın olursa, o zaman yapılan duanın makbuliyetini düşünün. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (SAV), Annebabanın çocuğu için yaptığı duanın ne kadar makbul olduğunu belirtmiştir.
Yapılan dualar kalpten geldikten sonra Cenabı Allah katında asla geri çevrilemez. Özellikle bir garibanın, bir hastanın ve iyi yetişmen için canla başla hiç karşılık beklemeden çalışan, dünya gözünü açan ve ahiret için seni çok iyi hazırlayan anne babanın dışında üstadın yapmış olduğu dua asla geri çevrilemez.
Talebelik yıllarında medrese ve Hac farizesi için çıkılan hac yolunda Halife Hudaynazar hazretlerine hizmet eden Halife Kızılayak'da üstad duası ile şereflenmiştir. Hac yolu ve farizesini eda ederken duaların en makbulünü alan Halife Kızılayak, üstadına olan saygısı ve karşılıksız ihlas ile yapılan hizmetin meyvesini almıştır.
Öyle dualar vardır ki, bunlar asla geri çevrilmez. Bunlar oruçlunun iftar vaktine kadar yaptığı dua, Hacca gidenin hacdan dönünceye kadar yaptığı dua, yolcunun geri döneceğiana kadar yaptığı dua, mazlumun duası, adil hükümdarın duası ve Müslüman’ın din kardeşine yaptığı dualardır.
Sizi üstadın duası ile şereflenen, çeşitli mertebelere yükselen Halife Kızılayak'ın Türkistan ve Afganistan topraklarında halkı için yapmış olduğu cihat ve tasavvuf yolunda izlediği hayatı dikkatinize sunuyorum. Bu eserin kaleme alınmasında emeği geçen herkese sonsuz
teşekkürlerimi bir borç bilirim.

M. Osman Mahdum


DEĞERLİ HOCAM SİNAN YAĞMUR’U ZİYARET ETTİM

Değerli ve pek kıymetli hocam Sinan Yağmur’u ziyaret ederek kendileri ile sohbet etme imkanı buldum.
Hocamızın yazmış olduğu başta Aşkın Gözyaşları serisi Hz. Mevlana, Tebrizli Şems, Kimya Hatun, Hamuş, Aşka Yolculuk Veysel Karani, Cennetin Gülü Hz. Muhammed ve Tarihimi Çok Seviyorum adlı kitaplarını okuyarak kendisine olan hayranlığımı gizleyemem.
Yazmış olduğu eserlere vermiş olduğu ruhu ve hissiyatı kalbinin ta derinliklerinde hissetmemek mümkün değil. Evinin kapısında bizi sıcak ve cana yakın bir şekilde karşılayan pek kıymetli hocam Sinan Yağmur’un sohbetine katılmak ve O’nun değerli görüşünü almak benim için ulaşılması çok zor bir şeydi.
Bende nacizane kaleme aldığım ‘’Hasır İzi’’ Afganistan’dan Anadolu’ya Son Göçün Hikayesi adlı kitabımı kendilerine takdim ettim.
Özellikle Afganistan’dan gelen göçmenlerden olduğumu öğrendiği zaman gözleri parladı ve Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin dünyaya geldiği toprakları kendisinin de ziyaret ettiğini ve hatta dünyaya geldiği evin yıkık ve perişan bir halde olmasına rağmen orada bir köşesine geçerek saatlerce zaman geçirdiğini anlattı.
Aşkın Gözyaşları Hz. Mevlana’yı kaleme almadan önce Mevlana’nın dünyaya geldiği bu mekanları ziyaret ettiğini ve oradaki havanın canlı canlı teneffüs ettiğini ifade etti.
TİKA’nın girişimi ile Mevlana’nın dünyaya geldiği bu evin restorasyonun başladığı ve en kısa zamanda açılışının yapılacak olmasından büyük sevinç duyduğunu anlattı.
Değerli hocam ve üstadım Sinan Yağmur’un kalemine güç ve Allah’tan zihin açıklığı diliyorum.

M. Osman Mahdum

13 Nisan 2014 Pazar

KUTLU DOĞUM HAFTASI



NEBİLER BİLE SENDEN MEDET İSTER

Sevdim seni mabuduma canan diye sevdim
Bir ben değil âlem sana hayran diye sevdim
Evlad-ü iyalden geçerek ben ravzana geldim
Ahlâkını methetmede Kur'an diye sevdim

Kurbanın olam şah-ı resûl sen kovma kapından
Didarına müştak olacak Yezdan diye sevdim
Mahşerde nebiler bile senden meded ister
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim

Anonim




11 Mart 2014 Salı

OSMANLI'DA HAT SANATI
Anadolu'da bir söz vardır "Kuran-ı Kerim, Arabistan'da çıktı, Mısır'da okundu, İstanbul'da da yazıldı" derler.
Bu sözü adeta hayata geçirircesine Osmanlı döneminde Hat sanatı oldukça gelişmiş ve altın dönemini yaşamıştır. Hat sanatı kamış kalem ve is mürekkebinin işbirliğiyle insan elinin vücuda getirdiği bir çizgi saltanatıdır. Bu mucizevî yazıya hak ettiği emeği vermek ise Osmanlı Türklerine nasip olmuştur.


Adeta ellerinden gül dökülen Anadolu'nun nadide ustalarından Amasyalı Yakutü’l-Musta’sımî, sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevki ve rıkâ olmak üzere altı yazı çeşidinin kurallarını toplayarak başarıyla uygulamıştır. Güzelim Osmanlı hattatları, bu yazılardan en çok nesin ve sülüs’u sevmiş ve kullanmıştır.
Amasyalı Şeyh Hamdullah, nesih ve sülüs yazılarının en seçkin örneklerini vermiş ve uzun yıllar diğer Türk hattatların örnek aldığı, izinden gittiği bir sanatçı olmuştur.
Ahmet Karahisarî, Yakutü’l-Musta’sımî’nin yazı üslûbunu yeniden canlandırmışsa da, Türk hattatları, onun ölümünden sonra yeniden Şeyh Abdullah’ın üslûbuna dönmüşlerdir.
Türk hattatların yazdığı Kur’an-ı Kerîm’lerin ana metinlerinin hemen hemen tümü nesih yazı, büyük yazılar ve başlıklar ise genellikle sülüs yazı ile yazılmışlardır. Kur’an yazısını geliştiren ve doruğuna ulaştıran Hafız Osman’dır.
Türk hat sanatı, diğer sanat dallarının tersine gelişimini 19.yy’da da sürdürmüş, kendini dış etkilerden korumuştur. Celî sülüs yazıyı geliştiren Mustafa Rakım ve onu izleyen Sami Efendi, Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve bir İran yazı türü olan Ta’lik yazıyı yeğleyen Yesarizade Mustafa İzzet Efendi gibi hattatlar, yazı sanatını geliştirmişlerdir.
Osmanlı'da yazı sanatı, yalnızca kitap yazılarıyla sınırlı kalmamış. Ender rastlanan eserleriyle  gelişmesini duvarlara asılan levhalarda, cami ve başka yapıları süsleyen yazılarda, çeşitli yerlerdeki kitabeler ve padişah tuğralarında da sürdürmüş. Bu alanlarda da seçkin eserler verilmiştir.
XV. asrın ikinci yarısından beri kullandığımız Ta’lik yazısınnı bizde akademik olarak ele alınışı, İran’ın mâruf Ta’lik üstadı İmâdü’l-Hasenî’den sonra olmuştur. Türk hattatları bu üslûbu öylesine benimsemişlerdir ki, üstün başarı gösterenlere imâd-ı Rûm (Anadolu’nun imâdı) denilmesi adet olmuştur.
Görülüyor ki, yazı sanatımızda devamlı bir süzülüp arınma ve üsluplaşma vardır ve bunlar esas bozulmadan yapılmıştır (Anonim)

10 Şubat 2014 Pazartesi


 HACI ABDULLAH LOKANTASI

İstanbul'un her köşesi bir tarih kokuyor. Geçtiğimiz günlerde Beyoğlunda, İşletme ruhsatı Sultan II. Abdülhamit Han tarafından verilen Hacı Abdullah lokantasında yemek yedik.
1888 yılında açılan damak tadına ve göze hitab eden Hacı Abdullah lokantasının tarihten gelen eski gelenk ve göreneklerini yaşatarak, usta çırak ilişkisinin en ustaca yaşandığını gördüm. Biz Türk'lerde et yemekleri bir kültürdür.

Öyle tahmin ediyorum ki en iyi etli yiyeceklerin de bizde olduğunu düşünüyorum. Bu çeşitlerin ve renklerin en güzel örneklerini ise ustaca işlendiği ve hayata geçirildiği yerin ise Hacı Abdullah Lokantası olduğunu gördüm.
Yemek çeşitlerinin lezzeti sadece yerel halka değil yabancı konukların da dikkatini hayli çekmiş durumda.

Çeşitli ülkelerden gelen resmi ve özel heyetler, "Abdullah Efendi”de ağırlanırmış. 1915 yılında ise Abdullah Efendi Lokantası, Karaköy Rıhtımı’ndan Beyoğlu’na taşınır. İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Rumeli Han’ın zemin katında hizmetine devam eder. Abdullah Efendi burada da Usta Çırak ilişkisi çerçevesinde işine devam eder.