23 Mayıs 2010 Pazar

PARİS AKŞAMLARI
"1952-53 yılının kış aylarında Paris'te Sen nehri kıyısında donmuş bir erkek cesedi bulunur, üzerinde kimliğini belirtilen bir evrak da yoktur, ancak cebinden çıkan bu şiirden ötürü Türk olduğu anlaşılır ve cenaze Türk elçiliğine teslim edilir." 1972 yılında Töre Dergisinde rahmetli Prof.Dr.Necmettin HACIEMİNOĞLU bu şiiri yayınlar. Hafızalarımızı tazelemek dost bildiklerimizi hatırlamak maksadı ile bu şiiri biz de yayınlıyoruz.

PARİS AKŞAMLARI

Bu kent her şeyiyle bana yabancı
Caddeler, binalar, bütün insanlar...
Öyle hasretim ki ezan sesine
Ararım çevremde minare, cami
Lakin takılırım çan kulesine
Her semtin muhteşem kilisesine
Yad el elemleri sarar içimi
Uzaklarda yurdum! Burdan çok uzak
Her mevsimi güneşli, masmavi göklü
Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
Ozanlı, garipli, kervansaraylı
Hele insanları: Alpli, Giraylı
Yok haber onlardan, baba evinden
Bu yüzdendir halim, kopuk bir yaprak
Herşey benden çok uzakta! Çok uzak
Gözlerim daima engine dalar
İsterim ki her an, ana yurdumda
Dağları dumanlı yaşlı Kırım'da
Duvarında mavzer ve Kur'an olan
Ata ocağında, bizim konakta
Bir bakır sinili sofra başında
İftar beklenilsin, dua edilsin
Ve sessiz sedasız yemek yenilsin
Sonra şadırvanda apdest alınıp
Hep birlikte teravihe gidilsin
Uyansam her sabah ezan sesiyle
Görsem Ayşeciği su testisiyle
Ninemi yaşmaklı, namaz kılarken
Dinlesem dedemi, Kur'an okurken
Başıma huşuyla yastığa koysam
Sonra toparlanıp yola koyulsam
Yahut günün şavkı vururken camdan
Heybetli sesiyle çağırsa babam
Anam da, kalk yavrum, aslanım dese
Tutup elleriyle omuzlarımdan
O müşvik haliyle sarılsa, öpse
Semaver kaynarken ocak başında
Dünya Türklüğünden, Türk tarihinden
Bozkurt'tan, Turan'dan söz etse dedem
Sonra Türklük için etse de niyaz
Gözlerinden akan yaşını görsem
Evet! Yurdum burdan çok uzak,
Bir ferahlık yahut bir şevk umarak
Düşerim yollara akşam üstleri
Hep böyle çaresiz, yollardan beri
Her zamanki gibi yorgun ve bitkin
Artırıp yükünü hasta kalbimin
Her an heyecanı gözlerimde yaş
Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş
Dolaşırım Paris caddelerini
Yorgun akan Sen'i köprülerini
Bir Karakış vakti, Sen kıyısında
Kafamın içinde Türklük ülküsü
Ruhumu kavuran yurt hasretiyle
Böyle göçeceğim ebediyete
Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
Defnedilmek üzere götürecekler
Kimim ben, neyim, ne bilecekler...!
Ruhu ŞAD mekanı cennet olsun bütün soydaşlarımızın ve şehitlerimizin.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

HAZARA TÜRK'LERİ
Hazara Türk'leri Afganistan'da planlı bir şekilde yapılan asimilasyon sonucu milli benliklerinden uzaklaştırılmış Türk'lerdir. Şimdi aşağıda yayına koyacağımız Hazara Türk'lerinden bir aşığın çalmış olduğu müzik aletinin ve çalgısının bağlamaya ne kadar benzediğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir millet ne kadar benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılsa çalışılsın, yine bir yerde kendi örf ve adetlerine has geleneğini sürdürmeye devam edecektir. Üstad bağlamayı belki kendi elleri ile yaptı. Ama ustadın çaldığı bağlama Anadolu'da çalınan bağlamanın bir benzerini yansıtıyor.


1920'li yıllarında Türkiye'nin Kabil Büyükelçiliğini yapan Memduh Şevket Esendal, Afganistan’da, Hazara Türk'leri ile yakın temas içinde olmuş, Hazaraların Türk aslında olduğu fikrini onlara aşılama çalışmıştır.
Esendal, her vesile ile Hazaralar kendilerinin Türk kökenli olduklarını, Cengiz Han zamanında buralara geldiklerini ifade etmiştir onlara.
Bazen, bazı Hazaralar Türk Elçiliğine gelerek Esendal’a dertlerini anlatır ve onun tavsiyelerini alırlardı. O yıllarda Rusların Afganistan Hükümetine büyük baskıları vardı. Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız (özellikle Özbekistan ve Türkmenistan’dan) büyük kitleler halinde kaçarak Afganistan’a sığınıyorlardı.
Komünist zulmünden kaçan bu kardeşlerimiz sınıra yakın bir bölgede bekletilmişlerdi. Moskova, bunların iadesini talep etmiş, Afgan Hükümetinden olayı öğrenen Esendal, durumu derhâl Ankara’ya bildiriyor ve akabinde Başbakan Serdar Haşim Han’a giderek bu konu hakkında görüş alışverişinde bulunuyor. Bizzat şahit olduğum bir sohbette, edindiğim bilgilere göre, bu soydaşlarımızın Ruslara iade edilmemesi ricasında bulunmuştur. Bu insanların yetenekli, tahsilli, tüccar ve çiftçi olduklarını ve gelecekte bu insanların Afganistan’ın gelişmesine büyük katkılar sağlayabileceğini ifade ederek, bu kardeşlerimizin Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz bölgesinde iskân edilmelerini sağlamıştır.
Esendal, yıllar sonra bu fikirlerinde haklı çıkmıştır. Kunduz bölgesi bu çalışkan ve yetenekli insanlar sayesinde ekonomik açıdan canlanmıştır. Dünyaca meşhur astragan kürk üretimi bu sığınmacı Türkler sayesinde gelişmiş ve Afganistan’ın başlıca ihraç ürünü olmuştur.
Memduh Şevket Esendal, Sovyetlerden kaçarak Afganistan’a sığının Türklerin kuzey bölgesine yerleşmelerini sağlamakla bu bölgede Güney Türsitan'ın doğmasına vesile olmuştur.

11 Mayıs 2010 Salı



Esma'ül Hüsna
HAZİNESİ
Esma'ül Hüsna'ya göre dualar

Gazeteci- Filolog İsmail Kılınç’ın kaleme aldığı, Yavuz Bülent Bakiler’in önsözünü yazıp editörlüğünü yaptığı 310 sayfalık “Esmaü’l Hüsna Hazinesi ve Esmaü’ Hünsaya Göre Dualar” kitabı kargo ücretini karşılayan herkese bedava gönderiliyor. Ayrıca “Esmaü’l Hüsna Hazinesi” kitabının yanında isteyen herkese 96 sayfalık “Allah Dostları” kitabı da hediye ediliyor.
Allah’ın 99 isminin geniş bir şekilde anlatıldığı kitapta ‘En önemli meselenin Güzel Allah’ımızı bilmek olduğu, Allah’ı bilmenin ise isimlerinin anlamını bilmekle olacağı’ konusu işleniyor. Kitapta her ismin sınırsız bir hazine olduğu ve birçok anlama geldiği geniş bir şekilde işlenirken aynı zamanda o isme göre yapılması gereken dualar da geniş bir şekilde yer alıyor.
“Esmâü’l Hüsna Hazinesi” kitabı bir aşkta derinleşme kitabı. Yazar kitapta “Bizleri Aşıklara Bayraktar eyle” diye yer yer dualar ediliyor. Yazar her bir isimle Allah’a bir aşk köprüsü kurmak ve aşkta derinleşmek istiyor ve şöyle diyor; “Bizlere, her zerrede Senin Güzel İsimlerinin, güzel tecellilerini görmeyi lütfeyle. Sana olan aşkımızı, muhabbetimizi tazele. Sana olan aşkımızı derinleştir.”
Esmaü’l Hüsna Hazinesi” kitabının tamamı “En güzel isimler (Esmâü’l Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin.” Araf 180 ayetinin bir tefsiri. Ayrıca kipta “Yüce Allah’ın bir eksiğiyle yüz ismi vardır. Kim onları sayarsa (ahsaha) Cennet’e girer” (Müslim) hadisine de yer veriliyor.
Yazar, önemli insanlar önemli kitaplar okuduğunu, bu kitabın konusunun çok önemli olduğu, insanlığın detaylarda boğulduğu, insanlığın Esmâü'l Hüsnaya hasret olduğu vurgulanıyor.
KONYA'DAN AFGANİSTAN'A YARDIM

Kimse Yok Mu Derneği Konya Şube Başkanlığı ile Sağlık Mensupları Derneği’nin başlatmış olduğu Afganistan’a yardım kampanyası tamamlandı. Toplanan malzemeler organize edilen uğurlama töreniyle Afganistan’a gönderildi.
Afganistan Çalışma, Sosyal Güvenlik ve Şehitler-Gaziler Bakanlığı’nın yardım talebi üzerine Kimse Yok Mu Derneği Konya Şubesi ve Sameder, harekete geçti. İki ay içinde hazırlanmış olan giysi, ayakkabı, battaniye, nevresim, ilaç’tan oluşan 1 TIR dolusu yardım malzemesi, Konya müftüsü Şükrü Özbuğday’ın yaptığı dua ile yolcu edildi.
Karatay Matbaacılar Sitesi Muaz Bin Cebel Camii önünde yapılan uğurlama töreninde bir açıklama yapan Kimse Yok Mu Derneği Konya Şube Müdürü Hasan Aşçı, “Yaklaşık iki aydır sürdürdüğümüz kampanya bugün itibariyle sonuçlandı ve bir TIR dolusu ihtiyaç malzemesini Afganistan’a gönderiyoruz.” dedi.
Sameder Konya Şube Başkanı Dr. Adil İnan, “Dernek olarak topladığımız bir ton ilacı, Kimse Yok Mu Derneği ile birlikte bu TIR’la Afganistan’a gönderiyoruz. Bu ay içinde 20 doktorumuz da Afganistan’a giderek bir hafta boyunca oradaki hastaları muayene edecek. Gerekli ilaç ve diğer malzemelerin sağlamasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Konya Müftüsü Şükrü Özbuğday ise, “Afganistan’da bulunan Müslüman kardeşlerimize yardımda bulunan Kimse Yok Mu Derneği’ni tebrik ediyoruz. Bu çalışmaya maddi ve manevi katkıda bulunan tüm kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmaların ardından Konya Müftüsü Şükrü Özbuğday’ın yaptığı dua ile Afganistan yardım TIR’ı yola çıktı.

(Ajanslardan)

6 Mayıs 2010 Perşembe

RUS ORDUSUNA YILLARCA AMAN VERMEYEN, AFGANİSTAN'IN KÜZEYİNİ İŞGALCİ BİRLİKLER VE İŞBİRLİKÇİLERİNE ZİNDAN EDEN, MEŞHUR MÜCAHİT KOMUTAN AŞUR PEHLİVAN'I RAHMETLE YAD EDER MEKANI CENNET OLA

(Mücahit Komutan Aşur Pehlivan)

DÖNMENEM, BEĞLER

Vatan için çıkdım gıyrat üstüne,
Ta canım çıkiynça, dönmenem, beğler!
Dikdir serim, düşmen, duşman astına,
Sil dey aksa, kandan ganmanam, beğler!

İylim için şirin candan geçer men,
Düldül minip, ganat bağlap uçar men,
Namert delem, hakdan kasam içer men,
Yanyp duran nar men, sönmenem, beğler!

Eesir galmaz oğlan-uşak ağlayp,
Oda düşmez, aşık yürek dağlayp,
Men hem şu gün Murtuza'dan çağlayp,
Kasam kıldım, ondan dönmenem, beğler!

Tomaşa eylenler kılan urşuma,
Yüz müň leşger çıka bilmez garşıma,
Er yiğit men mertlik bilen durşuma,
Oda urarlar, men hem sönmenem, beğler!

Er men diyen çıksın bile yörmeğe,
Leşger tartıp, Mirhaydari urmağa,
İl-gün için şirin canım bermeğe,
Urdum başım, şertden sınmanam, beğler!

Hak ezelden saldi meni bu yola,
Can bermeyen, diri düşmenem gola,
Tomaşa kılıňlar bulanan sıyla,
Niçe gan yuutdım, ganmanam, beğler!

Erden öndüm, erlik bilen öler men,
Kim dostum, duşmanım-parhın biler men,
Savaşda galmanam, şat men, güler men,
Namert bolup, dünyä inmenem, beğler!

Yat kılar men Göroglini, zamanı,
Ali Murtuzani-Şahımerdanı,
Rüstem-Zal, Iskender, Gacar Palvani,
Orta atdım, köpün sanmanam, beğler!

Seydi çıkdi atın, gılıcın beslep,
Gan gördi gözlerim, yürek höveslep,
Gaçmanam, öler men, köp leşger toslap,
Söveş üçin çıkdım, dönmenem, beğler!